| yarı ğaar 的个人资料يآاسَفَا عَلَ ا لْحُزْنِ...照片日志列表 | 帮助 |
|
|
hadi hırsızlık öğrenelim... ;))"İyi bir mürşit gönül hırsızıdır." Geçenlerde bir dostum iyi bir mürşidi böylece tarif edince, uzun bir süre hırsızlık yöntemleri üzerinde düşünmek zorunda kaldım. Özellikle 'hırsızlık' diye vurgulamıştı sözün sahibi. İnsanları doğruya yöneltmek için, kalplerine hakkın sevgisini koymak için gönüllerini çalmak gerekiyordu, gönüllerini habersiz almak gerekiyordu, gönüllerine habersiz girmek gerekiyordu… Düşündüm ki, hırsızların kullandığı bütün yöntemler; iyi bir dostluk için de, sevimli ve sevgili bir eş olmak için de işe yarayabilir. Aklıma gelen bütün hırsızlık yöntemlerini sıralıyorum aşağıya… Bakalım siz hangilerine cesaret edeceksiniz? Kapı kapalıysa vazgeçmeyeceksin. Özellikle hırsızlara karşı kapılar kapalı tutulur, kilit üstüne kilit vurulur, değil mi? Dostu olmak istediğin insan, sevgisini kazanmak istediğin ve sevgini ifade etmek istediğin eşin, gönlünün kapılarını bir hırsıza karşı kapattığı kadar sıkı sıkıya kapatmış olabilir mi? Elbette ki hayır! Biraz aralıktır kapı, hatta anahtarı üzerinde yahut kasıtlı olarak paspasın altına konulmuştur. Ama senin içeri girmeye niyetin yoksa, kapıya en büyük kilit vurulmuş demektir. Açmak istemediğin yahut hiç görmediğin kapıdan daha sıkı kapanmış kapı yoktur. İşte tam bu noktada bir hırsız edası takınmalısın, yarı açık bırakılmış, anahtarı üzerinde unutulmuş kapıları bile açmaya niyetli olacaksın. Özellikle sıkı sıkıya kapatılmış çelik kapıların ardında mühim bir şeylerin saklı olduğuna inandıracaksın kendini. Eve kimsecikler yokken gireceksin. İyi bir hırsız evin tenhalaşmasını bekler. Sen de, el ayak çekilince, herkesin uykusu derinleştiğinde yahut evdekiler tatile çıktığında, usulca sokulmalısın gönül evinden içeriye. Onu herkesin terk ettiği zamanda tercih etmelisin. Herkes onu fark etmeyecek kadar uykudayken gönül evine dalmalısın. Herkesin evde olduğu zamanlarda hırsızlık yapamazsın. Kimse yokken sen var olmalısın. Hiç umulmadık zamanları kollayacaksın. Bazen hırsızlık yapmak için evin tenha olmasını beklemen de gerekmez. Riskli olmakla birlikte, usta hırsızların tercih ettiği bir yöntemdir bu. Zira bu sırada ev daha korunaksızdır, kapı ve pencereler açıktır. Böyle zamanlarda, kimse hırsız beklemez; tıkırtılara kulak vermez. Herkesin büyük heyecanla beklediği mühim maç saatleri, ya da büyük bir merakla beklenen dizinin başladığı saatler, becerilerini özel olarak göstermek isteyen hırsızlar için bulunmaz fırsattır. Bu gibi zamanlarda, çoğunlukla evin dışında duran araba, teyp, bisiklet, yeni ayakkabı gibi şeyler hedeflenir. Bununla birlikte, fırsat bulunursa, evin içine de girilebilir. Böyle bir hırsızlık için çoğunluğun yaşadığı hayat tarzından farklı yaşaman gerekir. Hemen herkesin TV seyrettiği saatte "iş"te olman, herkesin karşısında saatlerini tükettiği eğlencelere burun kıvırıyor olman gerekir. Gönül hırsızlığı da bu inceliği gerektirir. Herkesin yaptığını yapmaman, herkesin yapmadığını yapman gerekir. Herkesten farklı durman fevkalade mühimdir. Çoklarının öne koyduğunu sen arkaya atmalısın. Çoklarının tercih ettiğini terk ediyor olmalısın. Yani, biraz "garip" yaşamalısın. Kur'ân'ın "bilmezler", "farkında değiller", "akıl etmezler" dediği çoklardan değil de, "azlar"dan olmalısın. İçeride sessiz olacaksın; parmaklarının ucunda dolaşacaksın. Hırsız öyle bağıra bağıra girmez eve, zile basmaz, kapıyı tıklatmaz. "Ben geliyorum" demeden gelir. İçeride ise kimseye duyurmadan dolaşmak zorundadır. Yoksa gizli köşeleri, mücevher kutusunu, para kasasını bulamadan yakalanır. Sen de gönlün içine, gönlün sahibine fark ettirmeden gireceksin. İçeride onun nefsini uyandıran, hevasını ayağa kaldıran, şeytanını paniklettiren işler yapmayacaksın. Sözünü, hırsızın ayaklarının ucunda dolaşması gibi, hece hece tartarak söyleyeceksin. Kelimelerin hem çıtırtısız olacak hem de seni gitmen gereken yere bir an önce ulaştıracak kadar net olacak. Fazladan ve gürültüyle konuşma ki, evden kovulmayasın. Yükte hafif, pahada ağır şeyler arayacaksın. Hırsız taşıyabileceği şeyleri yüklenir. Boş yere yük almaz üzerine. İçeri girmenin riskine değer şeyler alarak gider. Sen de bir gönlün odacıklarına girdiğinde, gönül sahibinin de unuttuğu kıymetli şeyleri görmelisin. Elinde olanların, sandığa sakladıklarının değerini bilmelisin. Onların eksikliği ile ne kadar çok kaybetmiş olabileceğini ona öğretmelisin. Kendini ev sahibi zannedip, yükte ağır şeylere gönül veren muhatabını, pahada ağır şeyler konusunda uyaracaksın. Bir hırsızın bakış açısıyla bakacaksın dünya nimetlerine, ötelere taşıyabileceğin pahada ağır şeyleri göreceksin, herkesin burada yığdığı yükte ağır şeyleri önemsemeyeceksin. Sen kıymetli şeyleri omzuna yüklendiğinde o bunları öğrenmiş olacak nasılsa? Senai Demirci hoca interner cafe'de, cennet cafe ;)) (okuyun bence)Falanca Camii imamı Abdullah hoca, resmi işlerini yaptırmak için nüfus müdürlüğüne gider. Kendisinden TC kimlik numarası istenince, en yakın internet-cafenin yolunu tutmak zorunda kalır. Cafenin kapısından girerken levhada yazılı isim "fesüphânallah'lar, estağfirullah' lar çektirir hoca efendiye, hem de ardı arkasınca: CEN.NET CAFE... Cafe işleten delikanlıya hacetini söyler: - Evlâdım T.C. kimlik numarası istediler benden, yardımcı olabilir misin? - Tabi amcacım, siz şuraya oturun, şu işimi hemen bitirip sizinle ilgilenirim. Abdullah hoca başlar beklemeye. Böylelikle bulunduğu mekânı inceleme fırsatı da geçer eline. Demek ki gençlerin girip bir türlü çıkmak bilmedikleri, internet-cafe denilen yer burasıdır. Gözüne takılan her detaydan rahatsız olarak, huzursuz bakışlarla etrafını süzer durur. Evin bodrumunda kurduğu fare tuzakları gelir aklına. Küçücük bir peynire tutsak olan fareler nasıl kapandan çıkamıyorlarsa, ayrı telden oyunlara yakalanan gençlerin de buradan çıkamadıklarım düşünür. Bir "fesuphanallah" daha çeker ve: - Âhir zaman fitneleri işte canım, der kendi kendine... Hoca efendinin huzursuz olduğunu fark eden delikanlı hemen bir çay söyleyince, kendisine ikram edilmesinden memnun olur Abdullah amca. En azından bu da bir hürmet ifadesidir. "Aferin" derken içinden, hayıflanır istemeden: - Yazık oluyor bu gençlere, hayatlarını heder ediyorlar. Boşa hayıflanmanın, vah vah demenin, ne kendisine ne de acıdığı gençlere bir faydası olmayacağını bildiği için, delikanlıyla hasbihal etmeye karar verir: - Delikanlı sana bir şey soracağım ama bilmem ne düşünürsün? - Buyurun amcacığım, ne soracaktınız? - Sen Allah ( C.C)'ı bilir misin? Birbirine girmiş, hiçbir şekle benzetemediği jöleli saçları, her baktığında bir "fesuphanallah" daha çektiği sakal şekliyle bu delikanlıdan aldığı cevap, hoca efendiyi pek şaşırtır. Cafeyi işleten delikanlı gülümseyen gözlerle bakarak: - Kul, kendisini yoktan var edip hayat bahşeden, düşünecek akıl, görecek göz veren Rabbini nasıl bilmez amca? Hayretle sormaktan alamaz kendisini: - Biliyor musun? Peki neyle biliyorsun Allah ( C.C)'ı, bana bir anlatır mısın? Delikanlı eliyle cafedeki bilgisayarları göstererek cevap verir: - Bu bilgisayar ile biliyorum amcacığım. - Bunlarla mı? Delikanlı pek anlayamadım. - Bu bilgisayarların varlığı benim nazarımda Allah ( C.C)'ın varlığının en açık delillerinden biridir. Bilgisayar kullananlar gayet iyi bilirler amca, böyle bir makine, ancak bir mühendis ve üstün bir teknoloji ile var olabilir. Ateistin en önde gidenine sorsan, bu zımbırtının tesadüf eseri oluşmayacağını, mutlaka birisi tarafından yapılmış olduğunu söyler sana. Meselâ Darwin denilen mendebur kalkıp dirilse, şu laptopu göstersen, desen ki: "Bu âlet, şu hesap makinesinin tesadüfler zinciriyle evrimleşmiş hâlidir." Darwin bile "çüşş lan deve" der. Abdullah Hoca delikanlının anlattıklarından hoşlanmıştır. Keyiflenir: - Bilgisayarın kendiliğinden yapıldığını kabul etmeyen adam, onu yapan insanın yaratılmış olduğuna gelince kıvırıveriyor değil mi evlâdım? - Bak amca, burada 20 tane bilgisayar var, bunlar bir sistemle birbirine bağlanmış, hepsi bir program tarafından idare ediliyor. Bu sistemi ben kurdum, burayı ben çekip çeviriyorum. Buradaki düzen benden sorulur; yani bir mânâda farzı muhal buranın tanrısı benim. Bazen oyun oynayıp, interneti kullanıp para ödemeden sıvışmaya kalkanlar oluyor. Hemen yakalıyorum kerataları. "Gel bakalım! Nereye gidiyorsunuz böyle! Buranın nimetlerinden faydalanıp başıboş bırakılıvereceğinizi mi zannettiniz?" "Paramız yok abi!" derlerse; "Yok öyle yağma!" deyip cezalandırıyorum. İnternet-cafeyi temizletiyorum: paspas yapıyorlar, camlan silip tuvaleti temizlettiriyorum. Bir saat oyunun, internetin bedeli olur, bunun hesabı sorulur da, sayısız nimetlerle dolu koca bir ömrün hesabını sormazlar mı insandan? Bir cafenin bile işlerini düzenleyen, tertip eden biri varken, koca kâinatın, kusursuz işleyen bu sisteminin bir kurucusu olmaz mı? Olmaz diyenin ahmaklığını bütün noterler tasdik etmez mi? - Vallahi evlâdım pek takdir ettim seni. Peki Allah ( C.C)'ı nasıl bilirsin, neye benzetirsin? -Ben Allah ( C.C)'ı hiçbir şeye benzetmeden bilirim amca. - Bunun böyle olacağını nasıl bildin evlâdım? Delikanlı eliyle bilgisayarları işaret etti: - Yine bunlar sağ olsun. Bu bilgisayarları yapan mühendisler başka, bilgisayarlar başkadır. Birbirlerine benzemezler. Programı yazan insan başkadır, ortaya konulan program ise bambaşka. Bilgisayarda yüklenmiş bilgiler vardır, fakat benim bilmem yine başkadır. Kamerası vardır, ses düzeni vardır, ama benim gözlerim ve duyup konuşmam farklıdır. Abdullah amca çocuğun feraset ve anlayışını çok beğenmişti. Sorduğu sorulara aldığı cevaplar, gayet mantıklıydı ve berrak bir imana işaret ediyordu. Aslında buradaki işi bitmiş, kimlik numarasını çoktan almıştı; ama delikanlı ile muhabbete devam etmek istedi. - Peki varlığına inandığın Rabbin için ne yapman gerektiğine dair ne biliyorsun? - Ne yapmam gerektiğini biliyorum amca, fakat ne kadarını yapabildiğim hususunda kendimi yeterli görmüyorum. - Ne bildiğini söylersen, neler yapabileceğine dair yardıma olabilirim belki evlâdım. - Neler yapmam gerektiğine dair surdan biliyorum amca: Öncelikle, Rabbim bana bir gönül vermiş. Kendisini bilmeyi nasip edip muhabbetini gönlüme yerleştirmiş. Ben de gönlümde sadece O'na ve sevdiklerine yer vermeliyim, onun istemeyeceği şeyleri gönlümden uzak tutmalıyım. İkinci olarak bana verdiği dili razı olmayacağı sözlerden korumalıyım. Her zaman onu söylemeli, onu anlatmalıyım. Son olarak bana verdiği bu bedeni onun nzası istikametinde kullanmalı, bir gün toprak olacak vücudumu onun yolunda eskitmeliyim. Benim bildiğim bundan ibaret... - Ee evlâdım daha ne yapacaksın, başka bir şey kalmadı ki! - Efendim yapmalıyım, etmeliyim diyorum ama, bal demekle ağız tatlanmıyor ki! Gidilecek yolu bilmek ayn, usulüyle yolda yürüyebilmek apayn bir şey... Yine bilgisayar tabirleriyle söylemek gerekirse, Şeytan denilen melun HACKER, benim sistemimde ki NEFİS virüsünü aktif hale getiriyor. Üstesinden gelebilene aşk olsun. Etkili bir virüs programı bulmam lazım belki de.. - Ben biliyorum, dedi Abdullah Hoca ve ekledi: TASAVVUF anti-virüs programlarından birisim gönül Hard-diskine kuruyorsun ve her gece kalkıp güncelleyerek, virüs taraması yapıyorsun evlâdım. Delikanlı aldığı cevaptan hem şaşırmış hem hoşlanmışû. Hoca efendiye tebessüm ederek: - Amca bu programı nereden indirebiliriz acaba? Bildiğin bir site var mı? dedi. Hoca efendi aynı tebessümle cevap verdi: - Bunun korsan sürümlerine çok dikkat etmek lâzım evlat. Ehline müracaat ederek lisanslı bir program yüklemelisin bence. - Sizde var mı öyle bir program? - Var da, ben yüklemeyi bilmiyorum, ama istersen tanıdık bir programlama uzmanı tavsiye edebilirim. - Çok sevinirim, diyen delikanlı, Abdullah Hoca ile tekrar buluşacaklan bir gün kararlaştırarak, hoca efendiyi dükkanından uğurladı. Ve ümit dolu tebessümlerle arkasından bir müddet seyretti. Harun Kırkıl BİZ BU BAYRAMDA VURULDUK....Biz bu bayramda vurulduk. Kocaman bir bomba düştü üzerimize. Ben 12 yaşındaydım kardeşim 7 Ben görmedim annem çok ağlamış biz ölünce İkimizin de küçücük elleri vardı. Bulamadılar. Yoksa mutlaka bırakırlardı kabrimize. .... Biz bu bayramda vurulduk. Küçücük bir kurşun değdi yüreğimize. Meğer ölmek ne kadar da kolay birşeymiş. Amerikalı askerler gösterdiler hepimize Yinede bir sevinç var içimizde Biz öleceğiz ve daha güzel olacak dünya Yoksa siz duyarsız Müslümanlar döner miydiniz sırtınızı bize .... Biz bu bayramda öldürüldük Yanlışlıkla bir tankın paletleri geçti üzerimizden Mutlaka seyretmişsinizdir Toprağa bulanan cesetlerimizdi onlar Belki haber bültenlerinde de görmüşsünüzdür Ben koşuyordum; kardeşimin ayağı takıldı Onu kaldırmak istemiştim yerden Görmediler… Gözleri yok ki tankların Yoksa öldürmezlerdi bizi Yok… O kadar da cani olamazlar öyle değil mi? .... Biz bu bayramda bomba ve kurşun yedik Öyle can verdi bedenlerimiz Gıyabımızda cenaze namazımızı kılsaydınız isterdik Yaşarken zaten yanımızda değildiniz Ama mutluyuz yine de .... Biz bu bayramda evimizde değildik Kurşun insan vücudunu delebilirmiş Bir ev yıkıldığında mezara benzermiş Yaralıları öldürmek hiç de zor değilmiş O bildiğimiz tanklar varya Bir camiyi rahatlıkla yerle bir edebilirmiş Hepsini gördüm Ama, ama bir de siz görebilseydiniz .... Biz bu bayramda annemizin elinden öpemedik Yalnızca katledildik!!! Siz yine de hoşgörüyle bakın her şeye Kültürler arasında diyalog kurun Aman ha! Sakın medeniyetler çatışmasın Siz rahatlıkla yiyin ekmeğinizi Biz birazdan öleceğiz Üç günlük dünya Bir de aç kalacak değilsiniz ya .... Biz bu bayramda babamızın elinden tutup bayram namazına gidemedik Ezanı da duyamadık hiçbirimiz Şimdi bir ezan olup dolaşmak vardı uykularınızın üzerinden Ama yine de ulaşamadı sesimiz Çünkü bütün minareleri yıktılar Bir de minareler çağırırken sizi Rock müzikle dans ediyordu amerikan askerleri İşte bir minare daha Hadi yok edelim hepsini Siz bayram ederken biz sonsuz bir uykuda bombaların sesini dinledik Ruhumuz sessizce göğe yükselirken Bir o kadar da sessizdi bedenlerimiz Bu bayramda biz liderlerin kınadığı operasyonların isimsiz kurbanları Ve her zamanki gibi İslam aleminin adını saygıyla andığı şehitlerdik. Şehitlerdik hepimiz… .... Biz bu bayramda namert bir pusuya düşürüldük Evde bekleyenimiz kalmamıştı Ve kesmiştik ümidi kardeşlerimizden Hayatla ölüm arasındaki ince çizgide bir hayal olup kayboldu zayıf bedenlerimiz Şimdi bir bayram daha yaklaşıyor Allah’a adadığınız kurban niyetine binlerce kurban olduk Erken bir ölümle hepimiz .... Biz bu bayramda kalbimizden vurulduk Ruhlarımızı kaplayan ve gittikçe dünyaya yayılan Büyük bir utancın karanlığında “elveda” dedik hayata Siz mutlu olun yeter ki Ellerinizde vahşeti kınayan üç beş pankart Ve yalnızca utancınızla dönen bunca dolaba Ve yapılan denge hesaplarına nasıl dur diyebilirsiniz ki? Ne yapabilir ki hayalet öfke operasyonlarının vahşete omuz veren hayaletleri Yalnızlığınız ve çaresizliğiniz bizim yalnızlığımızla birlikte kaybolacak Şimdi üzülmeyin Hayalet öfkeye hayalet insan Hepiniz üzüldünüz halimize elbette Ve kederle yaktınız bir amerikan sigarasını Derin derin içinize çektiniz, Dumanında kayboldu yüzlerimiz. Aslında siz bizi hiç görmemiştiniz… .... Ene Zeynep, Ene Fatıma, Ene Aişe, Ene Irak, Ene Felluce. Neye itilmişem, neyi gazandım? Harda soyuh gördüm, harda ısındım. Ömrün payazıdır, halımı sorma. Bu da bir yazıdır, halımı sorma. Betenim yaralı, elim yaralı, Üreğim yaralı, elim yaralı. Gaçgınam, göçgünem, halımı sorma. Sık meni göğsüne, halımı sorma. Yarım bir yürekle sevgimiz haram Men bele saadet arzulamaram Şehidem, yitiğem, halimi sorma Kısas gününe dek halımı sorma Betenim yaralı, elim yaralı Üreğim yaralı, elim yaralı Gaçgınam, göçgünem halımı sorma Sık meni göğsüne halımı sorma...... söz beni bekler şeyhim...Diyemediklerim var...Güz beni bekler Şeyhim... Efendim, Bozkır rüzgarlarının önüne katılmış bir yaprağım.Sürüklenip gelmişim kapına . Yüreğimde bir sonbahar telaşı. Bir göçmen kuşlarına bakıyorum bir kendime... Gökyüzünde kuşlar kafilesi döne döne uçuyor. Renkli, ahenkli. Her kanat çırpışında yaralı bir kuşun bin tılsım gizli. Soğuk ve bezgin rüzgara inat göçüyorlar ılık iklimlere.
Bense utanılası bir kördüğümü çözmeye çalışıyorum yıllardır. Hayatın gizi üzerine bildiklerimi, bilmediklerime ayarlıyorum. Çözmüyorum bu kördüğümü. Çözemiyorum.. Düğüm üstüne düğüm atıyorum aslında. Yolumu şaşırmışım şeyhim. Irmakların coşkusu, göğün mavisi, güneşin altın saçları, rüzgarın hüzünlü uğultusu, denizin sonsuzluğu yakalıyor ruhumu binbir yerinden. Dünya dönüyor mütereddit. Dökülüyorum yollarına. Sana gelen yollara düşüyorum. Bir söz düşür yüreğime göklerden gelen. Yaralı yüreğime bergüzar olsun.
Diyemediklerim var. Söz beni bekler Şeyhim... Diyemediklerim yakar gönlümü. Gönül can evi, gönül beytullah. Bir celsede düşür yüreğime közü. Hakk Hakk diye yak közü. Kar yüzü görmemiş bir ateş yansın yüreğimde. Biraz kül biraz duman olayım... Ellerim yaralı bir kelebek, kanat çırpsın göklere... Dualar yorgun düşsün dudaklarımda. Bir kör kuyuda Yusuf olayım Şeyhim... Çöllere düşeyim sonra. Çöl yürek yangını. Yürek kavrulan çöl. Mısır’a hiç varmasa yolum. Yayan yapıldak çöllerde savrulayım. Bir çöl ikindisinde diktiğim gül, bir çöl seherinde açsa yine. Çöl Hüseyin demek. Hüseyin çöl gibi yakar gönlümü. Çöl bir ermiş. Her dem şükreden, tazelenen. Gündüz yakan, gece üşüten. Bir tarafı vaha, bir tarafı serap. Çöl ceylanlarının âhı vursun yüreğime. Bir avcı ol, gönder oklarını kalbimin dehlizlerine.
Köz beni bekler Şeyhim Diyemediklerimi sen söyle yüreğimin tenhasına... Vefasız yüreğime intizar olsun...
Göremediklerim var. Göz beni bekler Şeyhim... Sevdam hangi ırmağa düşmüş ... Hangi umman bekler beni... Hangi dağlar saklar beni? Hangi dualara düşer dileğim? Ayaklandır damarlarımdaki donuk kanı. Güzel dualar adına, bir ırmağın akışına kat beni. Yatsı ezanı okunurken bir vav gibi eğileyim, büküleyim sevgilinin dergahında. Bir elif gibi mağrur, bir mim gibi mesrur, dizileyim sevgilinin yollarına. Helal bakışlara çeleyim gönlümü. En sevgilinin kapısında durayım kırk yıl Yunus misali. Bu zindan, bu yeryüzü kara bahtım ola... Kervan göçmeden Şeyhim, kalmadan dağlar başında ebedi bahçelere gitmek diler bu gönül. Ebedi bahçelere gitmek diler bir şafak vaktinde ruhum.. Kendimden geçmişim, kendimden uzaklara düşmüşüm, senden himmet diler bu yürek... Öz beni bekler Şeyhim. Göremediklerimi sen göster bana... Gözlerim birbirinden bî-haber olsun. Bilemediklerim var. Giz beni bekler şeyhim... Bir musikarın nağmesinde gizli tılsımlı sözler. Bir peygulegüzinim dağlar başında. Karanlık nura akar. Yalnızlık çıkmazında bir akşam üstü o nura aksa yüreğim. Bildiğim bütün şeyleri unutsam. Ebedi bir huzura, ebedi bir hayata ayarlasam düşlerimi.
Giden kuşlarım dönse uzaklardan. Sonra... Sabah sisi gibi düşsem yollara . Aşk kervanı karşılasa beni ansızın. Sevgiliye giden kafileye katılsam. Kalmasam dağlar başında. Gönül şehri baştan ayağa can kesilse. Yakup’un sabrı bilese sabırsızlığımı. Bir giz düşür yüreğime Şeyhim, Kurtulayım ruhumun hamallığından. Bilemediklerimi sen söyle bana... Bildiklerime efsunkâr olsun. Silemediklerim var. İz beni bekler Şeyhim... Sadakat içlenip sözlendiğinde, dönüp dönüp bakıyorum mahrem- esrarıma. Ne zamanlar akmış hayatın yanağından. Bir gözyaşı, bir hüzün, bir güz yağmuru gibi yitip gitmiş nice zamanlar.... Geriden geriye avucumda, heybemde kalanlar beni taşımaz yarınlara diyorum. Hiçlik denizindeyim şimdi. Bilemediklerim, göremediklerim, diyemediklerim, silemediklerim ve soramadıklarım yüzünden olsa gerektir çektiğim bunca çile. Yollarıma çizdiğim izleri silmek gerektir. Bir giz düşür yüreğime şeyhim. Beni ona götüren bir iz düşür yollarıma... Gideyim, ilemediklerimi bırakarak. Bilemediklerimi bildiklerimden çıkarak. Gideyim artık şeyhim... Bir giz düşür yüreğime... Bu yürek tâ ebede hizmetkâr olsun. Meryem Aybike BİR KISIM ÇİÇEKLERİN YARATILIŞ SEBEPLERİ...allahu teala miraç gecesi efendimizin mübarek terinden kırmızı gül'ü yarattı..
miraç gecesi burak rasulallah sav'i göklere taşırken terledi ve mevla onun terinden sarı gül'ü yarattı.. mevla teala cebrail as'ı lut kavmini helak etmek için gönderdiğinde, o gecenin şiddetinden cebrail as terledi ve onun terinden mevla beyaz gül'ü yarattı.. hz eba bekir ra islamla müşerref olunca nübüvvetin heybetinden terledi ve mevla sıddı ra'nın terinden sümbül'ü yarattı.. hz ömer ra islamla müşerref olduğunda rasulallah sav onu kucaklayıp sıktı ve hak teala onun o terinden menekşeyi yarattı.. hz osman ra islam ile müşerref olduğunda rasulalla sav 'in mübarek ayağının tozuna yüzünü sürdü ve mevla teala onun o terinden yasemin'i yarattı.. hz ali ra yeni dünyaya gelmişti, beşiğinde uyurken rasulalla sav teşrif eip devlet ve saadetle teveccüh ettiği zaman eşine rastlanılmayan güzel kokusunu alıp, hakkı gören gözlerini açarak rasulallah sav'in mübarek cemalini görmekle şereflendiğinde terledi ve mevla teala onun o terinden zanbağı yarattı.. ve bu mübarekler ne zaman terleseler hep bu şekilde kokarlarmış.. mevlam şefaatlerine nail eylesin.. amiiiiiiiiinnn (bu paylaşımı sunan can cağazım soficanım arkadaşıma teşekkürler;)
hazreti ali ra derki; _bir topluluk meşvere için toplanırsa, oraya muhammed isminde biri girmedikçe o meşvere onlara mübarek olmaz... ve yine rivayet edilir ki; AHMED sav'in hemzesiyle açıcı ve önderliğe işaret edilir, zira o mahreçlerin ilkidir.. MUHAMMED sav'in mim'i ile son peygamber olduğuna işaret edildi, zira mim mahreçlerin sonudur... (ruhul beyan) rabbim şefaatinden mahrum etmesin.. amiiiiinnnn... bizimkiler ;))BİZİMKİLER ;)))
efendi babam kızı fatıma hocayı hızır ali hocayla evlendirmek ister,
ama kızı o sıralar bu teklife yanaşmaz ve efendi babamın hanımı ,
_"kızımı istemediğine vermem" der,
efendi babam ses çıkarmaz,
ertesi gün sabah namazında kızı namaz için kalktığında bakarki babasının önünde bir bavul ;
_"baba nereye gidiyorsun"
_"camiye"_"niye,bu bavul ne?"
_"artık camide kalıcam,bu evde benim sözüm geçmiyor" ;)
bu olaydan sonra kızı hızır hocayla evlenir ve o kadar severki hızır hocayı camiden dönmesini zor beklediğini
söyler...allah şefaatlerine mazhar eylesin...
Efendi babam, nedim hocamız, hızır hocamız hanım ve kızları vesaire
seneler önce emri bi maruf için şehirleri dolaşırlar..
arabada giderken bi aşrı şerif okuyalım diyip başlar birisi hucurat suresini okumaya,
yarım sayfa bitmiş karşı sayfada
"ve'lemüü enne fiküm rasulallah" (bilinizki içinizde rasulallah sav var!!)
ayetine gelince hızır hocamıza terler basmış, camlar, klimalar açılmış ama
aynı hızır hocamız, duramıyor yerinde..
aşrı şerif bittikten uzun bir zaman sonra kendine gelir,
meğer rasulallah sav'i içlerinde görmüş mübarek...
ee dedi anlatan üstad "esselamu aleyke" diyoruz yani "sana" "aleyhi" ona demiyoruzki,
çanakkale ye giden rasulallah istesek bizede gelmezmi?? istemeyi bilelim yeterki...
VE aynı yolculukta şöför abdullah hoca arabayı 180 hıza verince yine patlatmış laifeyi hızır hocam ;
_"yok, yok ben bi daha sizinle gelmem, yer uçağına binmem arkadaş ;))"
ahh hocam nerde biz nerde sen!!! bir "ah" bıraktın arkandan, o "ah" ki gök kubbe onu hararetiyle döner...
hızır hocamızın camii cemaatinden berber osman abi diye bilinen birisi
bayram yaklaşınca cemaate gelmeyi bırakmıştı.camide asılı gri bir cübbesi vardı,
namaz kılarken onu giyerdi..hızır hocamız çok hisli bir insandı,
hemen şu şiiri yazıp orhan abinin cübbesinin cebine koydu ;
ey sahipsiz garip cübbe,
terk edildin yanlız ipte,
sahibin on gündür tıraş ediyor,
sayılı günler gelip,geçiyor...
unutuldun bayram parası için,
asılı kaldın bu dostluk ne biçim???
bu manada devam eden şiiri osman bey cüzdanında saklar ne zaman okusa ağlardı...
efendimiz sav bir hadisi şerifinde,cemaatin önemini vurgulayarak ;
_"isterimki cemaate bir takım erkekler memur edeyim,
sonra bir takım gençler odun toplasınlar ve o gençlerle cemaate gelmeyen erkeklerin evlerini yakayım.." buyurmaktadır,ümmetimizin erkekleri,rasulallahın sav bu denli dikkat ettiği cemaate lütfen biraz daha DİKKAT!!!
yine hızır hocamızın cemaatinden 5,6 kişi onu bir gece çiğ köfte yemeye davet etti.
onlar evde hazırlık yaparken yatsı ezanı okundu,ancak onlar hazırlığı bitirelim diye
cemaate gitmediler..hızır hocamız camide namazı kılıp geldiğinde ise
bu arkadaşlar evlerinde namaza durmuşlardı..
hızır hoca sessizce çiğ köfte tepsisini alarak sokağa çıktı ve camiden çıkan cemaate dağıtmaya başladı ;
_"cemaatimden 6 kişi çiğ köfte cemaatidir,onların ikramıdır"
diyerek herkese dağıttıktan sonra evlerine döndüler..çoğu dağıtıldığı halde
geri kalanlara yetecek kadar bereketli olmuştu.. hocam bizler ne cemaatindeniz acaba??((
merhum hızır hocamızın oğlu ali haydar doğduğu zaman sefere çıkar..
seferde gördüğü kediye dahi "ali haydar" diye seslenir,
onu ali haydar diye sever..bu duruma şaşımerran hoca arkadaşları ;
_hocam bu ne sevgi,kediyi dahi ali haydar diye alıp seviyorsunuz??diye takılırlar,hızır hocam ;
_eee kolaymı,yakub as yusuf,yusuf diye gözlerini kaybetti,bizimki ne ki??
çocuk sevgisinde dahi ölçüyü şaşmayan,şehid,merhum hızır hocam..allah makamını ali etsin..
ahmed,mahmud ünlü hocayı hepimiz az,çok tanırız...
ben ilim olarak hadis rivayetlerinin,hayat olarak taklitlerinin sevdalısıyım..
sevr mağarası çelişkili,zor çıkılan bir mağaradır,gidenler bilir,
gitmeyenlere mevlam kendi misafiri olarak gidebilmeyi nasib etsin..
cübbeli hocam oraya binbir güçlükle çıktığında bir grup arkadaşıyla,
şöyle bir bakar dağ,taş,insanlara..
"müezzün ezan okuduğunda hiç bir taş,insan yoktur ki ona şahitlik etmesin"
hadisi şerifini hatırlar ve ;
_"heyt be şurda bide ezan patlatayım" demesiyle
canlandırır biitab düşmüş halkı..heyt be hocam,senle canlanmak var sevr yollarında ;)
EMANETİ EHLİNE VERMEK..dili olan herkes pervasız konuşuyor,ölçüsüz konuşmadan kargaşa oluşuyor..kalem eline alan bilir, bilmez yazıyor,çözülmüyor olaylar belki daha azıyor..konuşan ve yazanlar düşünmeli mutlaka,hitap ettiğin toplum takla atmasın sonra..arkadaş! söz dinle, söz! herşey yazılmaz,karanlık emellerle hiç bir yere varılmaz..şeffaf olmak var iken karanlığı arama,helal yollar var iken ne işin var haram'a?zulmetme, yalan dem, aldatma, yanlış tartma,her kötülük sendeyken kendini iyi sanma..rüşvet alma ve verme, bunlara güzel deme,kendi çıkarın için bir diğerini ezme..insan hakları bumu, karşısındakini ezmek?hak- hukun üstünde çizmelerle gezmek..ormanda yaşayanlar hak- hukuk ne bilmezler,onların yaşamları bahsimize girmezler..biz insan oğluyuz biz, edep lazımdır bize,söyleyişimiz ona, onun için girdik söze..gücün yetmeyen yükün altına ne girersin?kendin yetmiyor gibi ahaliyi ezersin..ne güzel söylemişler söyleyenler şu sözü,emaneti ehline ver işte sözün özü....
~~TEFEKKÜR~~ sevdiğim şeyleri ben birer, birer yazayım, biraz tuhaftır ama çarem yok ne yapayım? bir ikindi güneşi, gölgeleri uzatır, sanki sonsuza doğru, ömürleri kısaltır.. bir yaşlı ağaç görsem, olurum cidden bir hoş, anlarım ömür bitik, yapılanlar çok, çok boş.. taze dallar yanında, kurumuş diğer dallar, sanki bir yolculuğa, işaretle el sallar.. dimdik yürüyen insan, bastonlu yanındaki, bir şeyler çağrıştırıyor, hazırlan diyor sanki... süslü, püslü gençlerin, ninesidir o kambur, oda bir gün gençti, şimdi dişleri kalbur... her şey genç ve ihtiyar, her zaman böyle olmaz, bazen ihtiyar durur, alır genci hiç sormaz.. ölüm bu; şakası yok, ciddi ol, ister olma, bakmaz gözün yaşına, hazır ol, ister olma... nice ümitli insan, düşünmez hiç ölümü, hiç aklından geçermi, bir gün keser önümü?? apar, topar koyarlar, kimsin, nesin sormadan, öldünmü, ölmedinmi, hiçte çene yormadan... halbu ki sen mutluydun, içinde ailenin, şimdide içindesin, büyük bir gailenin... "gel bakalım" "gel" derler, mezar dediğin budur, hesabını sorarlar, rahat ol, ister kudur.. kime inandın gafil, hiç allah demiş misin? inkarın cezasında, matraka yemiş misin?? dünyada kime taptın, tanıdınmı allah'ı? eğer imanı yoksa,ne yapacak vallahı.. sence dünyada allah demek pek ar idi, çünkü sana şeytanlar ve dinsizler yar idi.. şimdi çağır onları mezarına gelsinler, veremediğin cevabı hadi onlar versinler.. nerde o günler geçti, sen çoktan unutuldun, onlar keyfine gezer, sen hesaba tutuldun.. şaka zanneder insan, söylenenler bir gerçek, sen ne zannedersen et, er geç başa gelecek.. umursamaz bunları, sen gez hobi peşine, son nefesi verince, kimse gelmez peşine.. ameli güzel olan, oradada erdemli, gözler sevinç içinde, hiç olmayacak kederli.. fani hayat işte bu, ister bil, ister bilme, önceden tedbirini al, sonra belanı görme... korkma, korkma allah de, namaz kıl, faiz yeme, oruç tut, zekatı ver, sana yar islam yine.. DE KORKMA MÜSLÜMANIM GÖĞSÜN İMAN İLE DOLSUN, İRTİCA İSLAM İSE BAŞIMIN TACI OLSUN...
|
|
|