yarı ğaar's profileيآاسَفَا عَلَ ا لْحُزْنِ...PhotosBlogLists Tools Help

Blog


    "SEVDİCEK"

     

    sevgiliden uzak olmakta güzeldir,sevgilinin dizleri dibinde olmak kadar. ve sevgiliyle her an beraber olmak,en azından sevgiliden ayrı kalmak kadar zordur..

    aşık yakınlık ister,ülfet ister,vuslat ister sevgiliden.. yakınlık sabır ister,olgunluk ister,tahammül ister aşıktan.. ırağındayken senindir sevgili can cağzım,sen yanı başındayken kendisinin.. ve bir ırmağın öte yakasında zülfünü tarayan güzele, zülüflerinden daha yakındır hicrandan tel,tel olmuş yüreğiyle bu kıyıda bekleyen aşık..

    büyük bir ırmak akardı şehrin orta yerinden. hırçın,her dem deli bir coşkunlukta akan,yatağına isyan eden bir ırmak... bir yanını süsleyen şehrin gürültüsüne inat,diğer yanında sukutu bestelerdi uçsuz,bucaksız orman..

    ben o suyun yalancısıyım!!

    hele o gün akşam oldumu batan güneş kızıllığının en göz alıcı rengiyle sularına aksettimi asi ırmağın,güneş bu ırmaktan doğar,batarda arada sırada gökyüzüne aksi düşer zannederdiniz..

    ben o suyun yalancısıyım!!

    birgün yolunuz bu şehre düşerse,rüzgarın uğultusundan,ağaçların yeşilliğine,bebeklerin ağlamasından,ırmağın akışına,güneşin doğuşundan genç kızların bakışına kadar herşey sevdicek'i anlatacaktır size.. bir dostum o ırmaktan bir bardak su alıp sarmış,sarmalamış göndermiş,yanınada not düşmeyi ihmal etmemiş ; "yanında kimsecikler yokken suyu dinle"

    ben o suyun yalancısıyım!!

    gün batmak üzereyken gelirdi adam ırmağın kıyısına. oturur,güneşin sulara düşen aksini hayran,hayran seyreder,gönlünde ezber ettiği güneşin yankısı dönerdi evine. yürümeyi öğrendiği her akşamdan vakti,o ırmağın kıyısında ve hep aynı yerde oturur,asla ihmal edilemeyecek bir ibadet gibi seyre dalardı ırmağın güneşini.. bir akşam yine geldi,yerine oturdu,sevgilisinin ırmağa teşrifini beklemeye koyuldu.. güneş ırmağa bu sesini vermek üzereydiki ; adam bir an başını kaldırdığında,karşı kıyıdan sanki birr şimşek çaktı,yüreğine bir ateş seli aktı,tam kendini kaybedecekken "acaba?" dedi, "bir rüya olabilirmi bu???"  tırnaklarını avucuna bastırdı,gözlerini avuşturup bir daha baktı. gördüğünün gerçek olduğunu anlamasıylada oraya yığılıverdi..

    orada ırmağın karşı kıyısında,bir tülün arkasında beliriveren endam gibi zarif,bir lale kadar narin,bir şiir gibi ahenkli,türkü kadar yakıcı,en duru pınarlar kadar berrak,güneşten aydınlık bir kadın vardı..onun belli belirsiz görünebilen güzelliğini dahi anlatmaya kalkarsam bu hikaye ciltler sürermiş..

    ben o suyun yalancısıyım!!

    adam kendine geldiğinde güneş doğmak  üzereydi.. ertesi gün akşam olduğunda adam ırmağın kıyısına koştu rüzgarı kıskandırarak.. henüz varmıştı ki ; karşı kıyı ışıdı,aydınlandı,o güzel arz-ı endam etti.. adam seyre daldı,kıskandı seyretmek,kıskandı güneş,ırmak,zaman,uzaklık kıskandı.. ve şaşırdı kıskanmak ne yapacağını,aldı başını gitti.. ırmak ;aradan çekilmek için daha bir aceleyle aktı,adam başbaşa kaldı sevgilisiyle..

    günler böyle geçiyordu. bir akşam yine koştu geldi ırmağın kıyısına. oradan gitmiyordu ki zaten.. o kıyıdan başka mekanmı vardı?zaman mı vardı sevgilinin göründüğü andan başka?? seyre daldı güzeller güzelini..sarhoş oldu ağladı,ellerini uzattı ırmağa,feryat etti,hıçkırdı,ne yapacağını düşündü bilemedi.. sarhoştu düşünmek,bilmeler sarhoştu.. ayağa kalktı birden "ne olur bekle" diyordu karşıya bakan gözleri.. beklemek sarhoştu,güldü ve ırmağa bırakıverdi kendini...

    şimdi karşı kıyısındaydı ırmağın. yanı başında olmak ne demekti sevgilinin? ilk defa tadacaktı.. o güneşi bile ırmakta seyretmişti. hasretti sevgiliye,hasretten kurtulmaya hasretti. uzaktan uzağa vurulduğu onu seyredecekti,yakınlığı kıskandıracaktı..sağa,sola bakındı,koştu,ayağını bastığı yerlerde aradı sevgilinin ayak izlerini,çekindi ayağını yere basmaktan,aramadık yer kalmadı ama sevgili yoktu.. güneş şehrin üstünden doğarken gülüyordu,vefa nedir bilmeyen eski aşkına..her gün aynı şeydi yaşanan,ırmağın bu kıyısında var olan sevgili,suyu boylayıp karşıya geçtiğinde kayboluyordu..sebepler aradı bu yok oluşa ; tam o anda gitmesi gerekiyordu belki,belkide bir oyundu bu,onun memleketinde vuslat öncesi oynanan. suyu sevmiyordu belkide sevgilisi,kendisini ıslattığı için küstü suya,küstü ümide,kendine küstü..   felek hep tersinden söylemeyecekti elbet vuslatın türküsünü. yine bir akşam vakti, "uzaktada olsan sen hep benimsin" diyen bir göz "ben hiç bir zaman benim" diyen bir kalple seyre daldı sevgiliyi..yalvardı "gitme" diyerek karşı kıyının güzeline.. can tenden ayrılır gibi yalvardı kavuşmanın rabbi'ne.. gözlerinden akan yaşlar ıslatırken suyu, "ıslatma benii!" diye yalvardı suya,gözlerini kapattı,yine ırmağın sularına bıraktı kendini... karşı kıyıya vardığında,ilk geldiği zamanki ümiditle bakıyordu etrafa. parmaklarının ucuna basarak yürüdü ırmak boyunca. bakmadığım yer kalmadı diyerek boynunu bükdüğü sırada,arkasında bir hışırtı duydu. bu bir ayak sesiydi,evet bir ayak sesi,biri vardı orada,arkasında. bir dönebilse geriye,görecek kim olduğunu,dönemedi,şaşırdı ne yapacağını,kalbi duracak gibi oldu,parmak uçlarından kafasına yürüyen uyuşmayı hissetti,bayılmamalıydı. ellerini ellerine bağladı titremezler ümidiyle,dönüp bakmaya korkuyordu.. bakmazsa ölecekti,korkmamaya çalıştı.. "ya o değilse?" diyen sesi içinin en uzak yerine kovdu.. "ya oysa ve dönüp baktığında kaybolursa?" diye bir cevap geldi içinden,sesleri kovmaktan vazgeçti.. gözlerini kapattı,ağır,ağır arkasına doğru döndü,yavaşça açtı gözlerini,evet oydu,karşısındaydı,kaybolmamıştı,işte buradaydı o,kendiside buradaydı. vuslat buydu,işte ayrılık bitiyordu,duaları kabul olmuştu işte...   o ne yapacağını bilemez halde bekleye dursun,güzeller güzeli kadın tebessüm ederek yüzünü aşığa dönmüştü bile.. nihayet mahcup yüzünü yerden kaldırıp sevgilisinin yüzüne bakan aşık,büyük bir şaşkınlık içinde,elinde olmadan kekeleyerek sordu ;
    _sen... sen... sen körmüydün??
    som altından bir heykel gibi oracıkta dimdik duran kadın,bütün asaletiyle,aşığını incitmemeye çalışarak konuştu ;
    _senin adın ne?
    _sev... sevdicek!
    _sen buraya nasıl gelirdin sevdicek?
    _yü.. yüzerek gelirdim.
    _artık yüzme sevdicek
    _.......
    _sabahı bekle,aşağıdaki köprüden yürüyerek gidersin sabah olunca
    _......
    _seni buraya getiren benim aşkımdı,şimdi ise kör olduğumu biliyorsun..
    _şey...
    _artık yüzme sevdicek!!
          adam oracıkta bayılıp kalmıştı.. gözlerini yeni açtığında güneş yeni doğuyor,ırmak isyan şarkılarının birini diğerine ekliyordu.. gözlerini ovuşturdu,geceyi düşündü..neler olduğunu,kadını,aralarında geçen konuşmayı tek,tek hatırlamaya çalıştı, beyni zonkluyordu,ayakları bedenini,gövdesi kafasını taşıyamıyordu. ayağa kalkacak oldu,yere yığıldı. son bir gayretle doğrulduğunda tek bir söz,gittikçe büyüyerek beyninde yankılanıyordu..
    ARTIK YÜZME SEVDİCEK!! ARTIK YÜZME SEVDİCEK!!
     bu söz dün gece,sevgili,bir titreme aldı bütün vucudunu.. hıçkıra,hıçkıra ağlayarak koşmaya başladı,herşey bir uğultu halinde haykırıyordu "artık yüzme sevdicek..artık yüzme... !!!!"
    elleriyle kulaklarını kapatmaya çalışırken "hayıır!!" diye bağırdı ve yığıldı kaldı..
     
    yüzmeyi bilmiyorduki sevdicek,hiç öğrenmemişti yüzmeyi.. ve bu ırmağın kenarında,bir akşam vakti arkadaşlarıyla şakalaşırken sol gözünü kaybettiğinde küçücük bir çocuktu sevdicek............
    SERDAR TUNCER

    "EY İMAN EDENLER YAHUDİ VE HRISTİYANLARI DOST EDİNMEYİN"(maide;51)

    "VE SAKIN ZALİMLERE MEYLETMEYİN YOKSA ATEŞ SİZE SIÇRAR"(hud;113)
     
    Medine valisi haber gönderdi harabe misali evde oturan yeni gelen üç gence ;
    _"güzel bir ev verelim sizin gibi kıymetli gençlere?"
    cevap verdi üç genç yabancı ;
    _"yok yalan dünyada yeter burası bizlere!!"
     
    osmanlı padişahı öteki taraftan hiç duymadığı bir dehşetle uyandı uykusundan,bir anlam verememekle yüreği çıkacak gibi binbir dehşetle nefeslerini alıyordu.. hemen haber ve emir verdi ;
    _"hazırlanın medine_i münevvereye gidiyoruz"
    yolculuk boyu düşündü koskaca medine... ve üç genç.. kulaklarında çınladı hasret kaldığı ses ;
    _"çabuk gel beni parçalayacak şu üç genç"
    buyurmuştu canlar canı rasulallah sav ve hayal meyal üç gencin suretlerini göstermişti.. medine'ye geldiler haberler salındı,medine osmanlı padişahının gelmesiyle çalkalandı ve tellallar bağırmaya başladı ;
    _"yarın osmanlı padişahımızın ziyafeti var ravza'da,herkes kesin davetli,girenler cebrail kapısından bizzat alacaklar yemeklerini osmanlı padişahından"
    ancak böyle görebilirdi osmanlı sultanı üç genci..sabah doğmak bilmedi padişaha,geç kalmışmıydı acaba?nasıl,kim yapardı bunu alemler sultanına?? bu düşüncelerle uzandı,kalktı ve vardı cebrail kapısına.. koskaca medine ravzada,yemeğini padişahtan alan giriyor ravza'ya.. saatler geçti,yemekler yendi,sokaklar boşaldı heyhat! üç genç yok,bir yanlışlıkmı var acaba? padişah valiye döndü ;
    _"tüm medine burdamı,hepsi bu kadarmı?"
    vali hiç ayrılmadı padişahtan,gördüğü telaşın sırrını umuyordu her an ;
    _"devetlü sultanım evet hepsi burada,yanlız ortalığa pek çıkmayan üç genç var ki ; gıybet,malayani korkusuyla karışmazlar topluluğa,geceleri evlerinde değil baki mezarlığında uyurlar ölümü akıllarından çıkarmaktan korkarlar,ayet,hadistir kelamları bizlerle pek konuşmazlar,tüm medine razıdır onlardan..."
    diyerek meziyetler över üç gence,padişah hiddetlenir ve döner valiye ;
    _"şu ayet,hadis dışında konuşmayan üç genç okumazmı "allaha,rasulüne,başınızdaki ülül emre (emir sahibi,başkanlara) itaat edin" ayeti kerimesini? hemen emir verin ve ayeti kerimeyi okuyun şayet gelmemekte direnirlerse"
    diye emir verir.. vali bir grubu onlara gönderir,çok beklemezler,nihayet hayal,meyal hatırlanan üç genç gerçek cisimeriyle karşısındadır padişahın.. sessiz yemeklerini alıp otururlar padişahın yanına.. uzuun sohbet ederler padişahla,uzak memleketten medine sevdasıyla düşmüşlerdir kavurucu yollara,ilmin yuvasıdır,canlarının can şehridir medine,heleki baki mezarlığı yeter gelmelerine.. akşam herkes kendi yoluna düşe dursun,üç genç baki mezarlığına,padişah tebdili kıyafet,bir kaç adamıyla onların harabesine doğru ilerlemekte.. aranır harabe ve nihayet ravzaya dönük bir tünel bulunur,bizzat girer osmanlı padişahı ve tam üç metre.. üç metre vardır nebiyyül eflakın kabri şerifine.. yakalanır üç genç ve anlatılır herşeyin aslı..
     
    rasulallahı sav zehirleyen yahudi kadının torunları yahudi milletindendir üçü,hayatında allahın parçalatmadığı mübarek bedeni parçalama peşindedirler,allahın himayesinde olduğu anlamayacak derecede,kinin öfkesiyle başlamışlardır işlerine,acele etmek niyetiyle insanlara karışmamayı takva olarak göstermişler,kendilerini medinenin güveni haline getirmişlerdi..
     
    peki ya baba katilini ömrünce unutamayan,dünya zenginide olsa asla yanına yanaşmayan bizler.. ne kadar çabuk unutuyoruz,nede çok yanaşıyor,nede çok özeniyoruz canımızın canı rasulallahı sav zehirleyen,parçalamaya çalışan yahudi toplumuna? yiyeceklerini nede rahat yiyiyoruz,korkusuzca.. "almayı,para vermeyi boykot ediyoruz,yemeyi değilkii??" diyip nede rahat boğazımızdan geçiriyoruz zehirli eti pişiren yahudinin mallarını.. ne kadar nefret ediyoruz,ne kadar destek oluyoruz? birtek alış,satışı boykot ederek kendini önleyebilirsin,ancak hala yiyiyorsan şunu bil yerken alan kişiye ne kadar destek oluyorsun,ne kadar örnek oluyorsun??nefsini önleyemeyen sen,karşındakinin nefsinde bir etki bekleme?? ve eline aldığın zaman boykot malını yanından ayrılmayan,gözetici kılınan,şehadeti elindekinin sahibinden olan rasulallahı düşün..
    VE ŞİMDİ YUTABİLİRSİN ELİNDEKİNİ!!!!

    UHUDDA HAMZA OLMAK!!!

    "uhud bizi sever,bizde uhudu severiz.."
    seni seviyoruz!!
    uhudu seviyoruz!!
    uhudun sahiplerini seviyoruz!!
    uhudu sevenleri seviyoruz!!!
    uhudun duyduğu feryatları duyabilseydik,ah ne olurdu? yada ben size uhudda inleyen nağmelerden bir kısmını duyurabilseydim!! uhudda ağlayan peygamberin sav sesini duyurabilseydim!! uhudda akan gözyaşlarından söz açmam mümkün mü? kelimeler yetermi bu bahsi tamam etmeye? uhudun ağzına kulağını versen neler işiteceksin? yüreğin yetermi uhudun söylediği sesleri tutmaya? uhud yürüyüşüdür insanlığın çilesi...uhud yürüyüşüdür insanlığın serüveni.. uhudu kalbinde taşıyan her sine,bir uhuddur aşamadığımız.. bir uhuddur her akşam sınandığımız kalbimiz.. uhud bir ümmet olur işin sonu,ahdimizi orda tamamlarız.. eteklerinde durmuş mü'minlerin sessiz çığlığıdır... sessizce semaya dönen gözlerin beklediği muştudur uhud... selamına karşılık bekleyen harfsiz gönüllerin sığınağı... dertliyiz uhudda,iyice gurbetliyiz,yetişemedik.. alıp başımızı asırlara çarpa,çarpa koşamadık... bu gün birer suçluyuz uhudda.. "gel" deseydin koşabilirmiydim?? çağırsaydın eteklerine düşermiydi başım ey uhud?
    şu bulut uhudu görmüşmüdür?
    şu gök,şu vaha cebrail ile görüşmüşmüdür?
    şu taş sessiz bir ana ermişmidir uhudda?
    cenneti uhudda bulan sahabelerden sor,uhudsuz cennete girmişmidir? uhudun sırlarınımı söyler gecelerde esen rüzgar? uhuda habermi getirir sema'dan akan yıldızlar?
    uhud! ey uhud!!
    kerbela'dan haberin varmı? bela üstüne inen bela'dan haberin varmı? her baş üstünde kopan fırtınadan haberin varmı? hangi uhuda düştün sen? seni bekleyen beladan haberin varmı? şuheda mahşeri her yer,ey yer!! hz hamzadan ra haberin varmı? üst üste inen darbelere karşı duracak kaç hamza büyür safiyenin kucağında?? kaç hamza bekler asrın garibi mezarında?
    EY üçyüz seneden sonraki yüksek asrın arkasındaki,gizlenmiş ve sessizce nur'un sözünü dinleyen,gaybi bir nazarla bizi temaşa eden saidler,hamzalar,ömerler,osmanlar,tahalar,yusuflar,ahmedler ve saireler!!
    Sizlere hitap ediyorum! başlarınızı kaldırınız "saddakte" deyiniz ve böyle olmak sizlere borç olsun.. şu muasırlarım varsın beni dinlemesinler..
    Tarih denilen mazi derelerinden,sizin yüksek istikbalinize uzanan telsiz telgrafla konuşuyorum! ne yapayım,acele ettim,kışta geldim.. sizler ; cennet-asa bir baharda geleceksiniz..şimdi ekilen nur tohumları,zemininizde çiçek açacaktır..biz ; hizmetimizin ücreti olarak sizden şunu bekliyoruz ; mazi kıt'asına geldiğiniz vakit geçmek için maziye,mezarımıza uğrayınız.. o bahar hediyelerinden bir kaçını,kemiklerimizi misafir eden hor,hor kal'asının başına takınız. kapıcıya tembih edeceğiz bizi çağırınız.. mezarımızdan ; HENİİ EN LEKUM sadasını işiteceksiniz..
    kaç hamza bekler nur kavminin seyyidi toprağında?
    içinde yaşadığımız günlük hayat her yönüyle bir meydan savaşını andırmaktadır.. günümüz "avucunun içinde kor parçası taşır gibi" imanını taşımak zorunda olan insanların dünyasıdır.. ölümlerden ölüm beğenerek değil,günahlardan günah beğenerek yaşamak zorunda kalacağımız nice asırlar var önümüzde.. bir ömür ister bizden zaman. "al şu canımı bitsin bu imtihan" dersen kabul etmez! hergün sınanırsın ısırıcı günahların,hain tuzakların,azgın şehvetlerin,medeni usullerin,kaypak zeminlerin ortasında. farkındasın bütün bunların, bir günahta bir sevaptasın!!
    FARKINDASIN yine sen,bir hamzasın herşeye rağmen! her gece yenilenirsin,yeni bir sensin! sen bir hamzasın! uhudun zirvesinde duran hamzayı unutmayacaksın! hergün biraz daha yükseklere tırmanacaksın! umutla,tevbeyle,duayla! ilk nefeste tükensende dayanacaksın! kardeşelrim diyeceksin kardeşlerin ellerine düşeceksin! sıklaşan omuzlarda birliği arayacaksın! günahsız eller sana uzanacak,hamzaya yürüyüşün devam edecek! sen hamzalanacaksın! dayanacaksın! sen bir hamza olacaksın,kazanacaksın! gönlünü uhuda vereceksin,uhuddan gönüller bulacaksın! kim bilir? belkide..canlar,cananlar feda edilen yüce,yüce gönüller sultanının "kardeşlerim" buyurduğu kafile içinde sen'de olacaksın!!
    umut zümrüdü ankamızın yuva yaptığı yüce zirveler seni bekler..hamzalar,ebu dücaneler,enes bin nadrler günlük hayatımızda yeniden destanlaşmalı,hayal ve hatıramızı yeniden onlarla paylaşmalıyız..
    sahte hayatların,yalancı kahramanların,yağmalanmış kavramların,içi boşaltılmış aşkların yerini,insana has,safi güzelliklerin sahipleri olmalı...
    sen bu sürece katkıda bulunmanın yollarını aramalısın.. güzel ahlakımız gibi güzel kavramlarımızda bize küsmesin..
    Leyla bize küsmesin!!
    "iyi insanlar iyi atlara binip gittiler" sözüne " "iyi kavramlar,iyi insanlarla birlikte gittiler" sözü kafiye düşmesin!! arap atlara binmiş iyi insanlar iyi kavramlarla birlikte uhuddan geri gelsin!! ferayat gelsin içimize,dostluk gelsin geriye,umut hayat bulsun,cennet yeniden göz kırpsın bize uhudun yamaçlarından!!
    EN ÖNEMLİSİ İNSAN GERİ GELSİN!!
    "HOŞÇA BAK ZATINA,KİM ZÜBDE_İ ALEMSİN SEN" denilen insan..
    "hayatım ancak cennetin peşin bir bahası olabilir,ona feda olsun" diyebilen insan!!
    sonra "hürriyet" geri gelsin!! bütün esareti reddeden hürriyet!!  "bir tek allaha kul olduk ne nefse,ne şeytana,ne başka bir insana yok bizde temenna" diyebilen hürriyet!!
    sonra "fedakarlık" insin semadan bir tek gaye için.. yorulmadan,gevşemeden,unutmadan,usanmadan fedakar olmak..
    leylayı geçmek,zevk-ü sefa'yı geçmek.. mülke süleymanda olsan,mısırda gedada kalsan,hedefi unutmadan son nefesi en son koşuda vermek!!
    EyY hamza yolcusu! kendin gibi hamzaları ara!
    uhudun sesini dinle!
    cennet kokusu aldığın yere dön!
    seni çağıran sese kulak ver "müjdeleyen ve azabı haber veren"!!
    uhuddan sana uzanan bir el bul!
    SENDE BİR UHUDLU OL!!!  
    (RAMAZAN BALCININ KİTABINDAN ALINTI)

    NEY VE İNSAN

    bir gün rasulallah sav hz ali ra ile sohbet ederken,kimseye anlatmaması şartıyla ona ilahi aşkın sırlarından bahsetti.hz ali ra efendimiz sav den öğrendiği sırlar altında adeta ezildi,taşıyamaz olduğu hal onu alır,medine şehrinin dışına kadar götürür..ne zamandır yürüdüğünü bilmediği halde yolu suyu çekilmiş bir kuyuya varır..gönül dünyasına akmaya devam eden ilahi sırlar benliğine sığmaz olduğunda,hz ali dayanamaz artık,feyiz ve muhabbetle bezenmiş duygularını kupuru bir kuyuya döker.hz ali nin dilinden dökülen sırların güzellikleriyle dolan kuyuda coşarak deruni bir heyecanla sel olur taşar..taşan suların bereketiyle kuyunun etrafında bir,bir kamışlar boy verir...
    aradan günler geçer ve kuyunun başına bir çoban gelir,kamışlardan birini keser.kestiği kamışın gövdesine çeşitli yerlerinden delikler açar,sonra dudaklarını götürüp üfler.çoban nefesini verir vermez,kamiştan aşıkane inleme ve feryat sesleri yükselmeye başlar..kamış her işiteni hayran bırakan seslerle birlikte ününüde yaymaktadır..efendimiz sav kalbe vecd ve heyecan veren bu sesleri duyunca işin aslını anlar,hz ali ra yı çağırıp "sana açıkladığım sırrı açıkladınmı?" diye sorar,,hz ali ra "evet ya rasulallah sav!o yüce sırrı kalbime sığdıramadım,suyu çekilmiş bir kuyuya söylemeye mecbur kaldım" diye cevap verir..
    mevlananın aktardığı bu hikayeye göre o kuyunun etrafında boy veren "ney" diye bilinir..
     
    mevlana insanın ruhlar aleminden uzak kalan ruhunun böylece feryat ettiğini anlatır ve NEY İLE İNSAN ı birbirine benzeten türlü hikayeler anlatılır...
     
    artık kendimden bir şeyler eklememi tavsiye eden,hatta tavsiyeden ziyade sitem eden fatihin sevdalısı ablam..yapamam ya,bayram hocamın buyurduğu gibi "bizlere düşmez büyükler varken" yazarız ancak öncelik onlarındır...ama yorum yaparım uzun süren,hadi yorum içeriye ;))

    YANLIZLIĞA ALİŞMALI İNSAN

     

     
    Bavulları hep toplu durmalı insanın...
    Bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı...
    Tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vaz­geçmeli...
    İhanetlere, terkedilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı...
    Yalnızlığa alışmalı...

    *  *  *
    Çünkü "omuz omuza" günlerin vakti geçti. Dayanışma... günümüz borsasının değer kaybeden hisse senet­lerinden biri artık...
    Bireyin keşif çağı, geride kı­rık dökük yalnızlıklar bıraktı.
    Terörün bile bireyselleştiği çağdayız. Zaman, birlikten kuvvet doğurma zamanı değil; zaman, tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır.

    *  *  *

    İşte o yüzden alışmalı yalnız­lığa...

    Sokaklar dolusu ıssızlıkla başbaşa yaşamayı göze almalı insan... Güvendiği dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı... Hüzünlü bir şarkıyla paylaşı­lan gecelerde başım dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli... Sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı...

    Romanlardan yalnızlığı yücelten paragraflar asmalı evin en görünür duvarlarına...
    "Yalnızlık paylaşılmaz/ Paylaşmılsa yalnızlık olmaz" dizeleriyle başlamalı güne...                         
    Telesekretere "şu anda size cevap verebilecek kim­se yok" denmeli, "... belki de hiçbir zaman olmaya­cak..."                                                     
    Cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı... 

     *  *  *         

    Oysa sessizlik haksızlığa alkıştır.
    Haklılığın onuru yaşatır insanı... Susmanın utancı öldürür.
    O yüzden en sessiz gecelerde ''doğruydu, yaptım"la teselli bulmalı insan...
    Feryada komşuların yetişmemesine, soğuk duvar diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı... Kendiyle he­saplaşmaya çalışmalı...
    Gece yastıkla ağlaşmaya, sabah aynayla gülüşmeye, kendiyle hüzünlenip, kendiyle keyiflenmeye hazır ol­malı...
    Hep başını alıp gidebilecek kadar cesur, ama hep kalıp savaşacakmış kadar gözüpek olabilmeli...
    Sessizliği, sese dönüştürebilmeli... 

    *  *  *

    Ve sırt çantasını her daim hazır tutmalı insan...

    Yollarla barışmalı...

    Yalnızlığa alışmalı...

    Can dündar