yarı ğaar's profileيآاسَفَا عَلَ ا لْحُزْنِ...PhotosBlogLists Tools Help

يآاسَفَا عَلَ ا لْحُزْنِي

ÑAKŞİ~ SIRRIDIR ~ KAVGAM ~ BENİM~
Photo 1 of 25

aldandı!!!

İNSANLIK TERAZİSİNDE TARTACAK VİCDANI KALMAYAN TÜCCAR ALDANDI!!!!

"elbette insanlar içinde müslümanlara en şiddetli olarak yahudileri görürsün..!!!" (maide;82)

seni ganimet mallarından ashabına dağıtıp, sonraki gün kendisine helal kılınan ganimet malını olduğu gibi giyen sahabesini görünce, öfke damarı kabarıp;
_"onu (gayrı müslim gibi) giymeyip, değiştirerek giyseydin ya!" diyen rahmet peygamberinin selam'ıyla (selamun aleyküm lafzıyla) selamlamıyorum ey tezgahlarının en önlerinde, afişlerinde, mallarının 100%80'ininde , peygamberimize;
_"ölüm senin üzerine olsun" diyen ve hala kan'a kan peygamber ümmetini öldürmek için can veren yahudi mallarını satan tüccar!!! yahudi mallarını satarken yahudilerin en çok kıskandığı selam'ımızla uğraşma! hükümlerin bir kısmıyla amel edip, işine gelmeyen kısımlarını reddeden sözüm ona münafıklardan olma! safını seç! cennet ile cehannemin dahi bir arası olan a'raf'ta dur!! ama müslüman ile yahudinin olmayan arasında nasıl duracaksın!!!!???!!!
düşün;
_"tezgahlarımda onlarda olmasa neyi var kii müslümanların, neyi satacağım!!??" diyen tüccar, de ki;
_"ben neyiyim hiç bir şeyi olmayan (!) müslümanların!!!" sonra tekrar düşün;
_"şuradan alırsam 5 kuruş kar yaparım" diyip, 3 kuruşluk dünyadan 5 kuruşluk kar yaptığını sandığın zararını düşün!! sonra deki yine;
_"yahudinin şu malını bırakırsam, 5 müslümandan ancak 3'ünü öldürecekleri kadar kurşun alabilecekler!!!"
"damlaya, damlaya dolan göl'ü" sadece mal ile kıyaslama! sen almasan yahudi mallarını tüccar, insan olan alıcı başka yere bakmayacak! sende hangi mal varsa insanlığa dair, birde onu uygulayacak!! 5 müslümandan 2'sini kurtarma sevinci sinende ebedi huzur olacak....
bir hadis hatırlayalım tüccar; "veren el alan el'den üstündür" ..
şu teyzeye verdiğin 3 kilo ARİEL, aslında sol_günah yazıcı meleklerine verdiğin amel (lerin) !!! alan el'den üstün günahın, hadi gel tüccar ACE'lerin beyazlatıcı kalitesinden konuşalım!!! sol_günah yazıcı meleklerin kalem seslerine alıştık nede olsa!! filistinlilerin kanları cola olup karıştı kanlarımıza... karar /t/ sada ne gam değilmi tüccar! karartıcımızda, beyazlatıcımızda yahudi mallarından...!!!!

uyan tüccar!!! hala dolaplarında coco cola'mı var..??!!! nede çok hamallık yaptın..!!!
güya ALLAH'a ulaşmak için ibadet ettikleri lat ve uzza'ya yemin eden cahil gayrı müslimler nerdeler? çağır tüccar, birde yahudilerin silahlarına ulaşmak için, mallarını tezgahında müslümanlara sattıran senin işinin caiz olduğuna yeminleriyle fetva bulsunlar...!!!! yada
" fetvayı müftüler versede sen onu kalbine sor " buyuran peygamberi zişan'ın çağrısına uy! çağır ne kaldıysa vicdanından, insanlığından, bir kurşunu alış, bir filistinlinin canını veriş yapan yahudi mallarını, alış_verişlerinde kullanmak için bir fetva bul gönlünde...!!!
bir ayetimizi hatırlayalım tüccar seninle;
"tartıda ölçüyü doğru tutun!"
çıkar vicdanında kalanları, tart bakalım insanlık terazisinde!! ölçüyü tam tut tüccar! bak bakalım insanlık terazisinde ne kadar vicdanın var...???!!!!
hadi gel tüccar, şaşıracağımız o günde, şaşmayan mizanın koyulduğunu düşün!! dükkan tezgahında duran mallar ayrıldı, sağ_sevab kefene ne kadarı kaldı...!!!??? tezgahındaki 100%80'lik yahudi malları hafif mi gelecek sanıyorsun...!!! kahr olası insan (lık), hala mı uyuyorsun...!!!????
uyan artık tüccar!! gözün kapalı mal alma, o gözü fena açtıracak mahşer sana!!!
yeter artık!!! bırak " birtek benmiyim satan?" , "bir benden ne çıkacak?" , "en kalitelisinide onlar yapıyorlar" , "imanları olmasada en dürüstü yine onlar!" vs yahudi vesveselerini...!!!
üşenme yahudi mallarını araştımak için.. ne yerde, ne gökte, ne gündüz, ne gecede üşenmezken israil öldürmek için..! araştır, üşenme tüccar sende müslümanı kurtarmak için...!!! "yavaşça bırakıcam!!" deme artık!!! tüccar sen yavaşlarken yahudi ne çok hızlandı, sana bi yığın mal çıkarıp sattı..!! çıkar sende parandan ARİEL, ACE, ETİ vs kirleri, at yüreğinden yahudi vesveslerini, at tezgahından yahudi boykot mallarını, dök cola'ları...!!!

yeter artık bunca kar sandığın ahiret zararların...!!! sakın "müşteri kaçar" "bunlar benden zarar" vs deme!! zarar gördüklerinin neresinden dönersen kar!!!! hala akının üstün olduğunu düşünme!! beyninde yahudi vesveseleri var!!!!

ÜSTÜNLÜK ANCAK TAKVADADIR, YAHUDİ MALLARINI ALMAK HARAMDIR....!!!!

emri bi ma'ruf...

emri bi ma'ruf senin kılıcın gibidir, kılıcını bırakırsan vurulursun.. o zaman şehit bile olamazsın...
 
can ötesi can mürşidim....
 
 
 
 
 

uyutuluduk_unutuduk_vurulduk...

 

müslüman'ın her işi Allah...


 


İşe baslamadan once......................iNSALLAH


İşe başlarken.............................BİSMİLLAH


ŞaŞırınca................................ALLAH ALLAH


kendine güvenince......................EVELALLAH


Azmederse................................ALİMALLAH


İşten vazgeçerse.........................EYVALLAH


Sonuna kadar gitmek isterse.............. YA ALLAH


Taahhut ederse...........................VALLAH BİLLAH


Canını sıkarlarsa.......................FESUPHANALLAH


Daha da sıkarlarsa........................HASBÜNALLAH


Pes ederse...............................İLLALLAH


İşe coşku ve heyecanla sarılınca.........ALLAH, ALLAH, ALLAH


İşi başarıyla bitirince...................MASALLAH


Eger işi başaramazsa...................HAY ALLAH



mürekkebin mi tartılacak, kanın mı hocam!!!

Bayram Ali hocam........!
"bir çivi bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir kumandanı, bir kumandan bir orduyu, bir ordu bir milleti, bir ülkeyi kurtarır" derdin..
bir milleti, bir ülkeyi kurtarabilmek için ömrün boyunca mücadele verdin... yılmadan, bıkmadan, bütün gücünle...

bizler ise bir ülke, bir kumandan kurtarabilmek adına, bir nal kurtarma mücedelesi veren çiviler bile olamadığımızı bilmem anlayabildik mi???

büyük okyonuslardan ve nehirlerden bazen küçük çay'lara ve derilere balıklar girerler.. halbu ki onların yeri orası değildir.. dolayısıyla çırpınır, bunalır, dururlar.. rahat edemezler..

bu balıklardan biriydin bayram hocam! dünyayı hiç sevemiştin, hiç ünsiyet kuramamıştın.. sonunda aradığın fırsatı buldun, okyonusa kavuştun, bizim gibi küçük balıkların şaşkın ve cahilane bakışları arasında...

ilmi ile amil olan alimlerin mürekkebleriyle, allah c.c. yolunda şehit edilenlerin kanları tartılacak o büyük din gününde. alimlerin mürekkebleri şehidlerin kanından ağır gelecek.. H.Ş.

Bayram hocam! senin mürekkebin mi tartılacak, yoksa kanın mı?? her halde ikiside....

son damlasına kadar akan kanın ve son damlasına kadar damlayan, aydınlatan mürekkebinle bizlerede şefaat edermisin?? bizide okyanusa alırmısın hocam???
Asuman Karamustafaoğlu (hocamız)

şehit hocama ve kaybolduğu zaman yıldıza....

ŞEHİT HOCAM'A VE KAYBOLDUĞU ZAMAN YILDIZA AND OLSUN Kİ....

Dün daha öncekilerine hiç benzemeyen bir bayram şekeri yedim.. rahmetli bayram hocamın "eğer ben şehit olursam, herkese şeker dağıtın, zira benim bayramım o zamandır" diye vasiyet ettiği şekeriydi bu.. hocamın şehadet bayramının buruk sevinci ve onun gibi bir dağı kaybetmenin hüznüyle dudak ucuyla bir tebessüm edebildim, ağzımda yuvarlarken şekeri.. şu satırları yazarken dahi, gözümün önünden gitmeyen hazin ve vakur çehresine, O'nun o mazlum ama dimdik duran haline dalıp gitmişken düşüncelerim..

Sen gidince, seni ne kadar sevdiğimin farkına varmak acı veriyor bana be hocam! kubbemiz başımıza yıkılıncamı anlayacaktık, senin çatımızı tutan bir direk olduğunu? neden beni bu kadar etkiledi ki gidişin neden? sanki sana ödeyemediğim bir vefa borcunun sızısı var içimde, sanki o vefasızlığımız yüzünden bize kızarak ayrılmış, gitmiş gibisin aramızdan. bize bunu anlatmanın başka bir yolu yokmuydu be hocam! neden yaktın ciğerimizi bu kadar neden?? kızma ne olur,biliyorum; "şehadet bayramındı" söylediğin gibi, ama bilmem nedendir, kahpece vuruluşuna olan hıncımdanmı? yoksa ciğerimi yakan intikam ateşinden mi, sevincim arkalarda kaldı hocam.. Hemde çook arkalarda...
Hatırlarmısın hocam? "camiamızda fikir, dava, ilim,ufuk namına yediden yetmişe, her kim ne mesafe kat ettiyse, burada en çok katkıda olanlardan biride sizsiniz. belki farkında bile olmayabilir yada tevazunuz bunu itirafa izin vermeyebilir, ama ismail ağa rahlesine kim diz çökmüş ise, onun zihin dünyasını inşa etmekte en çok emek sizdedir.." demiştim ve "sultanımız sizin bu fikir işçiliğinizi bildiği için, sizi buradan hiç ayırmak istemedi" demiştim.. bugün buna daha çok inanıyorum. gidişinle nasıl bir boşluk doğduğunu görseydin, buna sende inanırdın. senin varlığından kazandıklarını, senin yokluğunda hissetti herkes..
sabahlara kadar yanan ışığının altında kitaplarınla geçirdiğin gecelerin hemen her ilim dalındaki geniş behren ile her soruya cevap veren, merak edilen her hususta bizi aydınlatan, doğru rotaya yönlendiren bir kaptan oldun bizim için..
Sen bir fikir işçisi ve aksiyon adamıydın hocam! ömründe üç, beş kitabı okumayı marifet sayan, güya ulema ve hoca taslaklarında ki "küçük dağları yarattım" havasını zerrece taşımayan biri olduğuna, bir arkadaş gibi bizlerle yapmaya tenezzül ettiğin uzun sohbetler şahittir...
"eğer cennete girersem, içeri girmeden kapısından bakacağım, içinde kitaplar varsa gireceğim. girdikten sonra gelmiş, geçmiş bütün ehli ilim arasında münazaralar tertiplenmesini isteyecek, oturacak ve sadece onları seyredeceğim" diyerek, cennet denince, aklına huriler, tahtlar ve saraylar gelen bizleri utandırmış ve başlarımızı öne düşürmüştün...
azim, ilim, tevazu, cesaret ve... şehadet.... dopdolu bir hayat yaşadın hocam, hepsini toplayıp gittin...
"iki şeye doymadan gideceğim, kitaplarıma ve efendi babama" dediğinde anlatmıştın bizlere yıllarca anlatmaya çalıştıklarının hepsini bir cümlede...
"çok sır var ki benimle mezara gidecek" demiştin yıllar önce bana. seni sürekli rahatsız eden, sürekli çözmeye alıştığın sorunlara ve varlığından rahatsız olduğun düşmanlarına işaret ederek adeta.. ve sonunda sırlarınla gittin hocam! adice, kahpece vurdular seni...

Biliyoruz hocam, seni sevmeyenler; dik duruşundan, merkesinde allah c.c. olan, merkezinde ilim olan, aklı selim olan, kur'an, sünnet ve yüzyılların sünni geleneği olan bir toplum arzuladığın için sevmiyorlardı.. hepimiz biliyoruz ki, "hiç düşmanı yoktu" diyenler yanlış söylüyor.. hakikatı her fırsatta dillendirdiğin için senin düşmanların vardı.. bunu sende biliyordun ki "beni muhakkak öldürecekler" diyordun bizlere.. o yüzden şehadetinden iki gün önce "allah canımı kürsüde alsın" diye dua etmiştin.. başına gelecekleri bile, bile sözünden dönmediğim için sen gerçek bir yiğitsin hocam! ortada bir ar, bir zül varsa seni koruyamadığımız için hepsi bize aittir..
Hocam! siz şehit olduğunuz gün, muhterem aileniz kilitli olan odanıza girmek için odanın anahtarını çevirdiklerinde, anahtar kapıyı açmamış.. hemde defalarca, defalarca denenmesine rağmen. en sonunda evladınız kapıyı açmak istediğinde aynen şöyle diyerek kapıyı açmak istemiş "baba! içerdesim biliyorum! bırakta geleyim!" sonra açılan kapıdan içeri girdiğinde, her zaman açık kitaplarla dağınık masanızda bir notunuz bulunmuş:
"insan davasını öyle savunmalı ki bülbül gibi şakımalı ve davası uğruna canını öyle vermeli ki bedeni ruhuna yetişememeli..."
hocam! oradaydın biliyorum! şimdi de buradasın seni anarken! ve ihtiyaç duyulan her zamanda yanımızda olacaksın.. sen şehitsin! rabbim seni diri kabul ederken, sana nasıl "öldün" diyebiliriz ki??? ruhun bedenini aştı, kutlu olsun...

Sizi sürekli yanına çağıran ve uzun saatler boyu sizi yanlız başınayken dinlemekten mutlu olan efendi hazretlerimizin, sizin hakkında ki kanaatlerinide çok iyi biliyoruz.. bir yakın dostumuza söylemişsiniz, oda bize şehadetinizden sonra söylemekte bir beis görmedi. malum şahısların size her zaman yapa geldikleri çiğ tavırlarından dolayı mahzun bir haldeyken, efendi hazretlerimiz sizi çağırmış ve "seni üzdüler mi bayram hoca? üzülme, sen benim has adamımsın, sen benim evladımsın" diyerek başınızı okşamış, yüzünüzü sevmiş ve sizi teselli etmiş...
hocam! canımsın! sen ki sultanımın has adamısın! bizim başımızın tacısın! sen ki bizi bu günlere taşıdın, bize herşeyi öğrettin, yeminler olsun; senin bize gösterdiğin ufka doğru giden dönmez ve yılmaz talebelerin olacağız. bayrağını yarıda bırakırsak, bizlere gösterdiğin ilim ve irfan rotasından şaşarsak, mirasını daha da ileri taşımazsak haram olsun bizlere aldığımız nefes..
Hazreti hamza r.a. şehit olduğunda, onun parça, parça edilmiş naaşını gören Efendimiz s.a.v.'in "and olsun ki bunun aynısını onlardan yetmiş kişiye yapacağım" diye ettiği yemininde ki öfkeyle bizde söz veriyoruz..
" Kasem olsun ki; senin varlığından rahatsız olan ve ölümüne sevinen, ne kadar kalleşlik yaparsa o kadar uzun yaşayacağını zanneden, ortada görünmezsek daha güvendeyiz diye düşünen korkakların kabusu olacak ve onlara yeryüzünü dar edeceğiz...
Bekleyin bakalım tatlı su balıkları! cenaze kaldırma sırası sizede gelecek elbet. taptığınız abus çehreli putlarınız, bir enik gibi inleyerek kanlarınız içinde boğulmanıza engel olabilecek mi bakalım!!!!!
Allah'ım!! senden bütün gönlümüzle, hocam gibi bizde şehadet istiyoruz.. ama ne olur, ümmetin mazlumlarının, özellikle hızır ve baram hocalarımızın intikamını almadan bize ölümü gösterme...

katran dökseydim eğer, kararmazdı bugün kadar.. ve kapılsaydım şehadetin rüzgarına, kalmazdım böyle naçar..
aahh hocam ahh.. kan rengine mi boyanacaktı sakalın? yetim mi kalacaktı evlatların? kör bir bıçakmı ayıracaktı seni aramızdan? hüseyini şehid eden yezid senide mi şehid edecekti? senide mi vuracaktı zalim eller haince?? şehadetlemi süsleyecektin ölümün güzelliğini? kavlimiz, kavlimiz böylemiydi hocam???

bilmem, bilmem hangi vefalı eller bırakmış iki karanfil kabrinin üstünde, kan kırmızı...

ve şehadetinin 2. yılında rahmetle anıyoruz-m bayram ali öztürk hocamı-zı

~ BAZI ENTERASAN İBADETLER ~

mübarek ramazan ayına kavuşmanın sevinç ve heyecanındayız. ramazanda zevkle, şevkle ne tatlı ibadet eyleriz...
ibadet deyince; zaten aklımıza önce namaz, oruç gelir. hayalimizde bir kenara çekilmiş, eline tesbihini almış, boynunu bükmüş, dergahı izzete yönelmiş bir insan canlanır veya başı takkeli, aksakallı muhterem dedelerimizi, oyalı, büyük, pak başörtüsüne bürünmüş, nur yüzlü sevgili ninelerimizi hatırlarız...
evet çok doğrudur, gerçekten namaz, oruç vazgeçilmez ibadetlerimizdir. çok mühim ve çok faydalıdırlar, bütün din kitaplarımızda bunlara layık oldukları kadar geniş yer verilmiş, teferruatları etraflıca izah edilmiştir..
 
Ama sevgili ve yüce peygamberimiz, başımızın tacı, dertlerimizin ilacı, gözümüzün nuru, gönlümüzün sururu, ulu rehberimiz, emsalsiz serverimiz, m.. mustafa s.a.v. bazı hadisi şeriflerinde, alışılmışın dışında, bazı enterasan ve çok mühim ibadetlerden de bizi haberdar ediyor.. insan hayret ediyor, islamın ne kadar güzel bir din olduğunu görüp hayran kalıyor..
mesela; düşünmeyi, tefekkürü her zaman yapa geldiğimiz, olan bir zihin faaliyeti olması dolayısıyla basit ve önemsiz görebiliriz.. ama islam dini onuda bir ibadet sayıyor.. hatta efedimiz s.a.v. buyuruyor ki "tefekkür gibi (onun kadar kıymetli ve sevaplı) hiç bir ibadet yoktur, bir saatlik tefekkür bir yıllık ibadetten daha hayırlıdır.." bazen tefekkür o kadar mühim ve hayırlı sonuçlar doğurur ki 60 yıllık ibadete muadil olur..
 
çoğumuz söze önem vermez, malayani söz ve sohbetlerle nefes tüketir, ömürleri boşa harcarız.. halbu ki söz bazen savaşı keser, bazen başı kestirir, fevkalade veballidir.. ya hayır söylemeli yada susmalıyız. çünkü yerine göre sukut bir ibadettir.. efendimiz s.a.v. buyuruyor ki "sukutu tefekkür, bakması ibret olan ve sahifesinde çok istiğfar bulunan kimse kurtuldu, felah buldu" demekki çok kere ibadet niyetiyle sukut etmeli, derin tefekkürlere dalmalı, etrafımıza dikkat ve ibretle bakmalı, olaylardan ibret almalı, ahireti düşünerek kendimizi kontrol etmeli, hesaba çekmeli, hata ve günahlarımıza gözyaşları dökmeli, pişman olmalı, tevbe etmeli, allah'tan affımızı ve bağışlanmamızı dilemeliyiz...
 
hadis alimi ed-deylemi ebu hureyreden rivayet eylemiş ki efendimiz s.a.v. şöyle buyuruyor "ibadetin en faziletlisi ilim taleb etmek (yani ilim öğrenmeye, bilgi edinmeye gayret etmek)tir.." bir hadisi şeriften islamın ilme ne kadar büyük değer ve sevap verdiğini öğreniyoruz. çünkü ilim her türlü hayrın ve başarının anahtarı; aksine cahillik ise her türlü kötülüğün, zarar ve ziyanın kaynağıdır.. nitekim cahil iyi niyetle kaş yapayım derken göz çıkarır, işi karıştırır, yüzüne, gözüne bulaştırır, berbat eder. cahil sofuluğa heveslense ibadeti de yalan, yanlış, eksik, aksak, asılsız,mesnetsiz, şartlarına uymadan, ahkamına aykırı olarak yapar.. böylece ibadeti ifsat ve ibtal ettirir, boşa yorulur..
ilim en faziletli ibadet olduğu gibi, marifetullah yani allah'ı bilip ve tanımak ta ilmin en şerefli, en yüksek, en üstün derecesidir.. bunu efendimiz s.a.v. şöyle ifade buyuruyor " en faziletli amel allah'ı bilmektir, ilimle yapılan az bir amlei salih fayda verir ama cahilane yapılan çok amel hiç fayda sağlamaz"...
 
müslümanın müslüman kardeşine hizmet etmesi, yardımcı olması, onun işini görmesi, ihtiyacını gidermesi, gönlünü hoş kılması, içini sevin doldurması da bir çeşit büyük sevaplı ibadettir. nitekim ibni abbas r.a. efendimiz s.a.v.'den naklen şu hadisi şerifi rivayet ediyor :
" bir kimse mü'min kardeşinin işini görmek üzere yürürde o işi bitirir, başarırsa, bu onun için on sene ibadetten daha hayırlıdır"
ibni abbas hazretleri bir kere mescidi nebevide itikafa girmişti, itikafın bilhassa ramazanın son on gününde camiye gidip, orada yatıp ibadet ederek vakit geçirmek, evine bile gelmeden gece gündüz devam etmek şeklinde çok mühim bir sünneti kifaye olduğunu, şer'i ve mahbul bir sebeb olmadan camiden çıkılınca o itikafın bozulduğunuda biliyoruz. ama ibni abbas r.a. bu itikaf esnasında, borçlu bir kimseyi, borçtan kurtarmak için alacaklının yanına onunla gitmek üzere mescidi terk etmeye koyuldu, biri onu ikaz edince yukarıda ki hadisi şerifi rivayet eyledi..
 
Aynı konuda ebu hureyre r.a. şu hadisi şerifi nakl ediyor "ameli saliha'nın en faziletlisi, mü'min kardeşinin gönlüne surur ve sevinç sokman, yahut onun borcunu onun namına ödeyivermen, yahut da ona ekmek yedirmendir vs..." o halde önümüzde ki mübarek günlerde, o güzelim namaz ve oruçlarla beraber, ilim irfan öğrenmeye, tefekküre, gönül almaya, mü'minleri sevindirecek işler ve hayırlar yapmaya da son derece dikkat ve itina ile gayret edelim..
konu ile ilgili diğer bir hadisi şerifi de aşağıda sunarak yazımı bitiriyorum. cenabı hakk ibadet ve taatlerinizi, hayrat-ü hasenatınızı kabul eylesin, cennetiyle, cemaliyle müşerref buyursun, firdevsi a'la'da habibi edibine s.a.v. komşu olmayı nasip kılsın, ümmeti m...'e o'nun yüzü suyu hürmetine rahmet eyleyip iki cihan izzet ve saadeti versin...
 
efendimiz s.a.v. buyuruyor ki şu beş şey ibadet'tendir;
1= az yemek
2= (namaz kılmasa bile) mescitlerde oturmak, beklemek
3= kabe-i müşerrefeyi seyr etmek
4=(okumasa bile) kur'anı kerime nazar eylemek
5=(sevgi ve saygıyla) alimin yüzüne bakmak..
 
mahmut esad coşan (rahmetullahi aleyh) şubat/ 1992

sahabi efendilerimiz tek kelimeyle...

 
391737muhammedrto51e997a8d06sb9578695muhammedabs4untitledh636610tehliltya8
Peygamberlerden sonra insanların en üstünü: Hz. EBÛ BEKR-İ SIDDÎK

heart_54
Adâletin timsâli ikinci büyük halîfe: Hz. ÖMER

521602m34yk4xqm2
Meleklerin bile hayâ ettiği halîfe: Hz. OSMAN

439863vldufsl9vi

Allahın arslanı ve Resûlullahın dâmâdı: Hz. ALİ BİN EBÎ TÂLİB

521602m34yk4xqm2
Cennetle müjdelenen on sahâbîden biri: ABDURRAHMAN BİN AVF

439863vldufsl9vi
Cennetle müjdelenen ümmetin emîni: EBÛ UBEYDE BİN CERRÂH

521602m34yk4xqm2
Resûlullahın okçusu: SA'D BİN EBÎ VAKKÂS

439863vldufsl9vi
İlk Müslüman olanlardan: TALHÂ BİN UBEYDULLAH

521602m34yk4xqm2
Cennetle müjdelenenlerden: ZÜBEYR BİN AVVÂM

439863vldufsl9vi
Peygamberimizin amcası: ABBÂS BİN ABDÜLMUTTALİB

521602m34yk4xqm2
Tefsîr âlimlerinin şâhı: ABDULLAH BİN ABBÂS

439863vldufsl9vi
Hadîs-i şerîf yazması ile meşhûr sahâbî: ABDULLAH BİN AMR BİN ÂS

521602m34yk4xqm2
Uhud şehitlerinden: ABDULLAH BİN CAHŞ

439863vldufsl9vi
Hz. Ebu Bekir'in oğlu: ABDULLAH BİN EBÎ BEKR-İ SİDDÎK

521602m34yk4xqm2
Meleklerin yıkadığı sahâbînin oğlu: ABDULLAH BİN HANZALA

439863vldufsl9vi
Resûlullahın elçilerinden: ABDULLAH BİN HUZÂFE

521602m34yk4xqm2
Kur'ân-ı kerîmi açıktan okuyan ilk sahâbî: ABDULLAH BİN MES'ÛD

439863vldufsl9vi
En çok hadîs bilen sahâbîlerden: ABDULLAH BİN ÖMER

521602m34yk4xqm2
Resûlullahın şâiri: ABDULLAH BİN REVÂHA

439863vldufsl9vi
Tevratta Resûlullahın alâmetlerini görüp Müslüman olan sahâbî: ABDULLAH BİN SELÂM

521602m34yk4xqm2
Bedir'de babasına karşı savaşan sahâbî: ABDULLAH BİN SÜHEYL

439863vldufsl9vi
Sâhib-ül ezân: ABDULLAH BİN ZEYD

521602m34yk4xqm2
Medîne'de muhâcirlerden ilk doğan sahâbî: ABDULLAH BİN ZÜBEYR

439863vldufsl9vi
Âilece cömert olan sahâbî: ADİ BİN HÂTİM TÂİ

521602m34yk4xqm2
Meleklerin defnettiği sahâbî: ÂMİR BİN FÜHEYRE

439863vldufsl9vi
Şehîd oğlu şehîd: AMMÂR BİN YÂSER

521602m34yk4xqm2
Meşhûr Arab dâhîlerinden: AMR BİN ÂS

439863vldufsl9vi
Arıların koruduğu sahâbî: ÂSIM BİN SÂBİT

521602m34yk4xqm2
Kıblenin değiştiğini haber veren sahâbî: BERÂ BİN ÂZİB

439863vldufsl9vi

Hz. Ebû Bekir'e ilk bîât eden sahabî: BEŞİR BİN SA'D

521602m34yk4xqm2
Peygamber efendimizin müezzini: BİLÂL-İ HABEŞİ

439863vldufsl9vi
Resûlullahın sancaktarı: BÜREYDE BİN HASİB

521602m34yk4xqm2
Sahâbenin en çok hadîs bildirenlerinden: CÂBİR BİN ABDULLAH

439863vldufsl9vi
Cennete uçarak giden sahâbî: CA'FER-İ TAYYÂR

521602m34yk4xqm2
Cebrâil aleyhisselâmın, şekline girdiği sahâbî: DIHYE-İ KELBÎ

439863vldufsl9vi
Peygamber efendimizin fedâisi: EBÛ DÜCÂNE

521602m34yk4xqm2
Mihmândâr-ı Resûlullah: EBÛ EYYÛB-EL ENSÂRÎ

439863vldufsl9vi
En çok hadîs-i şerîf rivâyet eden sahâbî: EBÛ HÜREYRE

521602m34yk4xqm2
Resûlullahın süvârilerinden: EBÛ KATÂDE

439863vldufsl9vi
Tevbesi ile meşhûr sahâbî: EBU LÜBÂBE

521602m34yk4xqm2
Kur'ân-ı kerîmi en iyi okuyan sahâbîlerden: EBÛ MÛSEL-EŞ'ARÎ

439863vldufsl9vi
Çok hadîs rivâyet eden yedi sahâbîden: EBÛ SA'ÎD-İ HUDRÎ

521602m34yk4xqm2
Tek başına hicret eden sahâbî: EBÛ SELEME

439863vldufsl9vi
Resulullahın fedâisi: EBÛ TALHÂ

521602m34yk4xqm2
Gıfarî kâbilsenin reisî: EBÛ ZER GIFÂRÎ

439863vldufsl9vi
Kâdılık yapan sahâbîlerden: EBÜDDERDÂ

521602m34yk4xqm2
Resûlullahın hizmetçisi: ENES BİN MÂLİK

439863vldufsl9vi
Evi ilk vakıf olan sahâbî: ERKAM BİN EBİ'L ERKAM

521602m34yk4xqm2
Câhiliye devrinde de tek bir Allaha inanan sahâbî:ES'AD BİN ZÜRÂRE

439863vldufsl9vi
Yemenli sahâbîlerden: FEYRÛZ BİN DEYLEMÎ

521602m34yk4xqm2
İlk Müslüman sahâbîlerden: HABBÂB BİN ERET

439863vldufsl9vi
İlk Müslüman olan sahâbîlerden: HÂLİD BİN SA'ÎD BİN ÂS

521602m34yk4xqm2
Meleklerin yıkadığı sahâbî: HANZALA BİN EBÛ ÂMİR

439863vldufsl9vi
Darağacında ilk namaz kılan sahâbî: HUBEYB BİN ADİY

521602m34yk4xqm2
Sevgili Peygamberimizin sırdaşı: HUZEYFE BİN YEMÂN

439863vldufsl9vi
Şehîdlerin efendisi: Hz. HAMZA

521602m34yk4xqm2
Peygamber efendimizin şâirlerinden: KÂ'B BİN MÂLİK

439863vldufsl9vi
Resûlullahın süvârilerinden: MİKDÂD BİN ESVED

521602m34yk4xqm2
Resûlullah efendimizin fedâîlerinden: MUHAMMED BİN MESLEME

439863vldufsl9vi
İslâmda ilk öğretmen: MUS'AB BİN UMEYR

521602m34yk4xqm2
Helâl ve harâmı iyi bilen sahâbî: MU'ÂZ BİN CEBEL

439863vldufsl9vi
Hâşimoğullarının en yaşlısı: NEVFEL BİN HÂRİS

521602m34yk4xqm2
Eshâb-ı kirâmın meşhûr kumandanlarından: NU'MÂN BİN MUKARRİN

439863vldufsl9vi
Medîne'de ilk vefât eden muhâcir sahâbî: OSMAN BİN MAZ'ÛN

521602m34yk4xqm2

Kâbe'nin hizmetinde olan sahâbî: OSMAN BİN TALHÂ

439863vldufsl9vi
Peygamber efendimizin hatîblerinden: SÂBİT BİN KAYS

521602m34yk4xqm2
Ensârın en hayırlılarından: SA'D BİN MU'ÂZ

439863vldufsl9vi
Şehîd olurken nasîhat eden sahâbî: SA'D BİN REBİ

521602m34yk4xqm2
Hz. Ömer'e benzeyen vâli: SAİD BİN ÂMİR

439863vldufsl9vi
Kur'ân-ı kerîmi en iyi okuyanlardan: SÂLİM MEVLÂ EBÛ HUZEYFE

521602m34yk4xqm2
Eshâb-ı kirâmın okçularından: SEHL BİN HANİF

439863vldufsl9vi
Medîne'de en son vefât eden sahâbî: SEHL BİN SA'D

521602m34yk4xqm2

Piyâdelerin en hayırlısı: SELEME BİN EKVÂ

439863vldufsl9vi
Kardeşlerinin işkence ettiği sahâbî: SELEME BİN HİŞÂM

521602m34yk4xqm2
Ehl-i beytten sayılan İranlı sahâbî: SELMÂN-I FÂRİSİ

439863vldufsl9vi
Resûlullahın hizmetçisi: SEVBÂN

521602m34yk4xqm2
ALLAH yolunda malını mülkünü terkeden sahâbî: SÜHEYB-İ RUMİ

439863vldufsl9vi
Yemâme kabîlesi reisi: SÜMÂME BİN ÜSÂL

521602m34yk4xqm2
Işık Saçan Sahâbî: TUFEYL BİN AMR

439863vldufsl9vi
Akabe bî'atlerinde kavminin temsilcisi olan sahâbî: UBÂDE BİN SÂMİT

521602m34yk4xqm2
Eshâb-ı suffadan: UKBE BİN ÂMİR

439863vldufsl9vi
Kırâati ile meşhûr sahâbî: ÜBEYY BİN KÂ'B

521602m34yk4xqm2
Resûlullahın çok sevdiği sahâbîlerden: ÜSÂME BİN ZEYD

439863vldufsl9vi
Eshâb-ı kirâmın sancaktarlarından: ÜSEYD BİN HUDAYR

521602m34yk4xqm2
Kardeşleri tarafından işkence gören sahâbî: VELÎD BİN VELÎD

439863vldufsl9vi

 Allah Onların şefaatlerini bizlere nail eylesin inş. AMİN...
heart_54liebe0104s156s5012s72

MOLLA ÖMER'.....den yari ğarim'e en deruni muhabbetlerimle...

hadi hırsızlık öğrenelim... ;))

"İyi bir mürşit gönül hırsızıdır."

Geçenlerde bir dostum iyi bir mürşidi böylece tarif edince, uzun bir süre hırsızlık yöntemleri üzerinde düşünmek zorunda kaldım.

Özellikle 'hırsızlık' diye vurgulamıştı sözün sahibi.

İnsanları doğruya yöneltmek için, kalplerine hakkın sevgisini koymak için gönüllerini çalmak gerekiyordu,

gönüllerini habersiz almak gerekiyordu,

gönüllerine habersiz girmek gerekiyordu…

Düşündüm ki, hırsızların kullandığı bütün yöntemler; iyi bir dostluk için de, sevimli ve sevgili bir eş olmak için de işe yarayabilir.

Aklıma gelen bütün hırsızlık yöntemlerini sıralıyorum aşağıya…

Bakalım siz hangilerine cesaret edeceksiniz?
Kapı kapalıysa vazgeçmeyeceksin. Özellikle hırsızlara karşı kapılar kapalı tutulur, kilit üstüne kilit vurulur, değil mi?
Dostu olmak istediğin insan, sevgisini kazanmak istediğin ve sevgini ifade etmek istediğin eşin, gönlünün kapılarını bir hırsıza karşı kapattığı kadar sıkı sıkıya kapatmış olabilir mi? Elbette ki hayır!

Biraz aralıktır kapı, hatta anahtarı üzerinde yahut kasıtlı olarak paspasın altına konulmuştur. Ama senin içeri girmeye niyetin yoksa, kapıya en büyük kilit vurulmuş demektir. Açmak istemediğin yahut hiç görmediğin kapıdan daha sıkı kapanmış kapı yoktur.
İşte tam bu noktada bir hırsız edası takınmalısın, yarı açık bırakılmış, anahtarı üzerinde unutulmuş kapıları bile açmaya niyetli olacaksın. Özellikle sıkı sıkıya kapatılmış çelik kapıların ardında mühim bir şeylerin saklı olduğuna inandıracaksın kendini.

Eve kimsecikler yokken gireceksin. İyi bir hırsız evin tenhalaşmasını bekler. Sen de, el ayak çekilince, herkesin uykusu derinleştiğinde yahut evdekiler tatile çıktığında, usulca sokulmalısın gönül evinden içeriye.
Onu herkesin terk ettiği zamanda tercih etmelisin. Herkes onu fark etmeyecek kadar uykudayken gönül evine dalmalısın. Herkesin evde olduğu zamanlarda hırsızlık yapamazsın. Kimse yokken sen var olmalısın.
Hiç umulmadık zamanları kollayacaksın. Bazen hırsızlık yapmak için evin tenha olmasını beklemen de gerekmez. Riskli olmakla birlikte, usta hırsızların tercih ettiği bir yöntemdir bu. Zira bu sırada ev daha korunaksızdır, kapı ve pencereler açıktır.

Böyle zamanlarda, kimse hırsız beklemez; tıkırtılara kulak vermez. Herkesin büyük heyecanla beklediği mühim maç saatleri, ya da büyük bir merakla beklenen dizinin başladığı saatler, becerilerini özel olarak göstermek isteyen hırsızlar için bulunmaz fırsattır. Bu gibi zamanlarda, çoğunlukla evin dışında duran araba, teyp, bisiklet, yeni ayakkabı gibi şeyler hedeflenir. Bununla birlikte, fırsat bulunursa, evin içine de girilebilir.

Böyle bir hırsızlık için çoğunluğun yaşadığı hayat tarzından farklı yaşaman gerekir. Hemen herkesin TV seyrettiği saatte "iş"te olman, herkesin karşısında saatlerini tükettiği eğlencelere burun kıvırıyor olman gerekir. Gönül hırsızlığı da bu inceliği gerektirir.
Herkesin yaptığını yapmaman, herkesin yapmadığını yapman gerekir. Herkesten farklı durman fevkalade mühimdir. Çoklarının öne koyduğunu sen arkaya atmalısın.
Çoklarının tercih ettiğini terk ediyor olmalısın. Yani, biraz "garip" yaşamalısın. Kur'ân'ın "bilmezler", "farkında değiller", "akıl etmezler" dediği çoklardan değil de, "azlar"dan olmalısın.

İçeride sessiz olacaksın; parmaklarının ucunda dolaşacaksın. Hırsız öyle bağıra bağıra girmez eve, zile basmaz, kapıyı tıklatmaz. "Ben geliyorum" demeden gelir. İçeride ise kimseye duyurmadan dolaşmak zorundadır. Yoksa gizli köşeleri, mücevher kutusunu, para kasasını bulamadan yakalanır.
Sen de gönlün içine, gönlün sahibine fark ettirmeden gireceksin. İçeride onun nefsini uyandıran, hevasını ayağa kaldıran, şeytanını paniklettiren işler yapmayacaksın.

Sözünü, hırsızın ayaklarının ucunda dolaşması gibi, hece hece tartarak söyleyeceksin. Kelimelerin hem çıtırtısız olacak hem de seni gitmen gereken yere bir an önce ulaştıracak kadar net olacak. Fazladan ve gürültüyle konuşma ki, evden kovulmayasın.
Yükte hafif, pahada ağır şeyler arayacaksın. Hırsız taşıyabileceği şeyleri yüklenir. Boş yere yük almaz üzerine. İçeri girmenin riskine değer şeyler alarak gider.

Sen de bir gönlün odacıklarına girdiğinde, gönül sahibinin de unuttuğu kıymetli şeyleri görmelisin. Elinde olanların, sandığa sakladıklarının değerini bilmelisin.
Onların eksikliği ile ne kadar çok kaybetmiş olabileceğini ona öğretmelisin.
Kendini ev sahibi zannedip, yükte ağır şeylere gönül veren muhatabını, pahada ağır şeyler konusunda uyaracaksın.
Bir hırsızın bakış açısıyla bakacaksın dünya nimetlerine, ötelere taşıyabileceğin pahada ağır şeyleri göreceksin, herkesin burada yığdığı yükte ağır şeyleri önemsemeyeceksin.
Sen kıymetli şeyleri omzuna yüklendiğinde o bunları öğrenmiş olacak nasılsa?

Senai Demirci

hoca interner cafe'de, cennet cafe ;)) (okuyun bence)

Falanca Camii imamı Abdullah hoca, resmi işlerini yaptırmak için nüfus müdürlüğüne gider. Kendisinden TC kimlik numarası istenince, en yakın internet-cafenin yolunu tutmak zorunda kalır.

Cafenin kapısından girerken levhada yazılı isim "fesüphânallah'lar, estağfirullah' lar çektirir hoca efendiye, hem de ardı arkasınca:

CEN.NET CAFE...

Cafe işleten delikanlıya hacetini söyler:

- Evlâdım T.C. kimlik numarası istediler benden, yardımcı olabilir misin?

- Tabi amcacım, siz şuraya oturun, şu işimi hemen bitirip sizinle ilgilenirim.

Abdullah hoca başlar beklemeye. Böylelikle bulunduğu mekânı inceleme fırsatı da geçer eline.

Demek ki gençlerin girip bir türlü çıkmak bilmedikleri, internet-cafe denilen yer burasıdır. Gözüne takılan her detaydan rahatsız olarak, huzursuz bakışlarla etrafını süzer durur.

Evin bodrumunda kurduğu fare tuzakları gelir aklına. Küçücük bir peynire tutsak olan fareler nasıl kapandan çıkamıyorlarsa, ayrı telden oyunlara yakalanan gençlerin de buradan çıkamadıklarım düşünür. Bir "fesuphanallah" daha çeker ve:

- Âhir zaman fitneleri işte canım, der kendi kendine...

Hoca efendinin huzursuz olduğunu fark eden delikanlı hemen bir çay söyleyince, kendisine ikram edilmesinden memnun olur Abdullah amca. En azından bu da bir hürmet ifadesidir. "Aferin" derken içinden, hayıflanır istemeden:

- Yazık oluyor bu gençlere, hayatlarını heder ediyorlar.

Boşa hayıflanmanın, vah vah demenin, ne kendisine ne de acıdığı gençlere bir faydası olmayacağını bildiği için, delikanlıyla hasbihal etmeye karar verir:

- Delikanlı sana bir şey soracağım ama bilmem ne düşünürsün?

- Buyurun amcacığım, ne soracaktınız?

- Sen Allah ( C.C)'ı bilir misin?

Birbirine girmiş, hiçbir şekle benzetemediği jöleli saçları, her baktığında bir "fesuphanallah" daha çektiği sakal şekliyle bu delikanlıdan aldığı cevap, hoca efendiyi pek şaşırtır.

Cafeyi işleten delikanlı gülümseyen gözlerle bakarak:

- Kul, kendisini yoktan var edip hayat bahşeden, düşünecek akıl, görecek göz veren Rabbini nasıl bilmez amca?

Hayretle sormaktan alamaz kendisini:

- Biliyor musun? Peki neyle biliyorsun Allah ( C.C)'ı, bana bir anlatır mısın?

Delikanlı eliyle cafedeki bilgisayarları göstererek cevap verir:

- Bu bilgisayar ile biliyorum amcacığım.

- Bunlarla mı? Delikanlı pek anlayamadım.

- Bu bilgisayarların varlığı benim nazarımda Allah ( C.C)'ın varlığının en açık delillerinden biridir. Bilgisayar kullananlar gayet iyi bilirler amca, böyle bir makine, ancak bir mühendis ve üstün bir teknoloji ile var olabilir.

Ateistin en önde gidenine sorsan, bu zımbırtının tesadüf eseri oluşmayacağını, mutlaka birisi tarafından yapılmış olduğunu söyler sana. Meselâ Darwin denilen mendebur kalkıp dirilse, şu laptopu göstersen, desen ki:

"Bu âlet, şu hesap makinesinin tesadüfler zinciriyle evrimleşmiş hâlidir."
Darwin bile "çüşş lan deve" der.

Abdullah Hoca delikanlının anlattıklarından hoşlanmıştır. Keyiflenir:

- Bilgisayarın kendiliğinden yapıldığını kabul etmeyen adam, onu yapan insanın yaratılmış olduğuna gelince kıvırıveriyor değil mi evlâdım?

- Bak amca, burada 20 tane bilgisayar var, bunlar bir sistemle birbirine bağlanmış, hepsi bir program tarafından idare ediliyor. Bu sistemi ben kurdum, burayı ben çekip çeviriyorum. Buradaki düzen benden sorulur; yani bir mânâda farzı muhal buranın tanrısı benim.

Bazen oyun oynayıp, interneti kullanıp para ödemeden sıvışmaya kalkanlar oluyor. Hemen yakalıyorum kerataları. "Gel bakalım! Nereye gidiyorsunuz böyle! Buranın nimetlerinden faydalanıp başıboş bırakılıvereceğinizi mi zannettiniz?" "Paramız yok abi!" derlerse; "Yok öyle yağma!" deyip cezalandırıyorum. İnternet-cafeyi temizletiyorum: paspas yapıyorlar, camlan silip tuvaleti temizlettiriyorum.

Bir saat oyunun, internetin bedeli olur, bunun hesabı sorulur da, sayısız nimetlerle dolu koca bir ömrün hesabını sormazlar mı insandan?

Bir cafenin bile işlerini düzenleyen, tertip eden biri varken, koca kâinatın, kusursuz işleyen bu sisteminin bir kurucusu olmaz mı? Olmaz diyenin ahmaklığını bütün noterler tasdik etmez mi?

- Vallahi evlâdım pek takdir ettim seni. Peki Allah ( C.C)'ı nasıl bilirsin, neye benzetirsin?

-Ben Allah ( C.C)'ı hiçbir şeye benzetmeden bilirim amca.

- Bunun böyle olacağını nasıl bildin evlâdım? Delikanlı eliyle bilgisayarları işaret etti:

- Yine bunlar sağ olsun. Bu bilgisayarları yapan mühendisler başka, bilgisayarlar başkadır. Birbirlerine benzemezler. Programı yazan insan başkadır, ortaya konulan program ise bambaşka. Bilgisayarda yüklenmiş bilgiler vardır, fakat benim bilmem yine başkadır. Kamerası vardır, ses düzeni vardır, ama benim gözlerim ve duyup konuşmam farklıdır.

Abdullah amca çocuğun feraset ve anlayışını çok beğenmişti. Sorduğu sorulara aldığı cevaplar, gayet mantıklıydı ve berrak bir imana işaret ediyordu. Aslında buradaki işi bitmiş, kimlik numarasını çoktan almıştı; ama delikanlı ile muhabbete devam etmek istedi.

- Peki varlığına inandığın Rabbin için ne yapman gerektiğine dair ne biliyorsun?

- Ne yapmam gerektiğini biliyorum amca, fakat ne kadarını yapabildiğim hususunda kendimi yeterli görmüyorum.

- Ne bildiğini söylersen, neler yapabileceğine dair yardıma olabilirim belki evlâdım.

- Neler yapmam gerektiğine dair surdan biliyorum amca: Öncelikle, Rabbim bana bir gönül vermiş. Kendisini bilmeyi nasip edip muhabbetini gönlüme yerleştirmiş.

Ben de gönlümde sadece O'na ve sevdiklerine yer vermeliyim, onun istemeyeceği şeyleri gönlümden uzak tutmalıyım.

İkinci olarak bana verdiği dili razı olmayacağı sözlerden korumalıyım. Her zaman onu söylemeli, onu anlatmalıyım.

Son olarak bana verdiği bu bedeni onun nzası istikametinde kullanmalı, bir gün toprak olacak vücudumu onun yolunda eskitmeliyim. Benim bildiğim bundan ibaret...

- Ee evlâdım daha ne yapacaksın, başka bir şey kalmadı ki!

- Efendim yapmalıyım, etmeliyim diyorum ama, bal demekle ağız tatlanmıyor ki! Gidilecek yolu bilmek ayn, usulüyle yolda yürüyebilmek apayn bir şey...

Yine bilgisayar tabirleriyle söylemek gerekirse, Şeytan denilen melun HACKER, benim sistemimde ki NEFİS virüsünü aktif hale getiriyor. Üstesinden gelebilene aşk olsun. Etkili bir virüs programı bulmam lazım belki de..

- Ben biliyorum, dedi Abdullah Hoca ve ekledi: TASAVVUF anti-virüs programlarından birisim gönül Hard-diskine kuruyorsun ve her gece kalkıp güncelleyerek, virüs taraması yapıyorsun evlâdım.

Delikanlı aldığı cevaptan hem şaşırmış hem hoşlanmışû. Hoca efendiye tebessüm ederek:

- Amca bu programı nereden indirebiliriz acaba? Bildiğin bir site var mı? dedi.
Hoca efendi aynı tebessümle cevap verdi:

- Bunun korsan sürümlerine çok dikkat etmek lâzım evlat. Ehline müracaat ederek lisanslı bir program yüklemelisin bence.

- Sizde var mı öyle bir program?

- Var da, ben yüklemeyi bilmiyorum, ama istersen tanıdık bir programlama uzmanı tavsiye edebilirim.

- Çok sevinirim, diyen delikanlı, Abdullah Hoca ile tekrar buluşacaklan bir gün kararlaştırarak, hoca efendiyi dükkanından uğurladı. Ve ümit dolu tebessümlerle arkasından bir müddet seyretti.

Harun Kırkıl

BİZ BU BAYRAMDA VURULDUK....

 
y1p11XEKDZwBAG4fWy6GBEY6adM0mwo6EcsKfYsnNJIjKU9vvOt6r55pGrvvoY3o0gAYsz0Dvzqnu_6aXhuU8juAH4z4QL1-yCS
 
Biz bu bayramda vurulduk.
Kocaman bir bomba düştü üzerimize.
Ben 12 yaşındaydım kardeşim 7
Ben görmedim annem çok ağlamış biz ölünce
İkimizin de küçücük elleri vardı.
Bulamadılar.
Yoksa mutlaka bırakırlardı kabrimize.
....
Biz bu bayramda vurulduk.
Küçücük bir kurşun değdi yüreğimize.
Meğer ölmek ne kadar da kolay birşeymiş.
Amerikalı askerler gösterdiler hepimize
Yinede bir sevinç var içimizde
Biz öleceğiz ve daha güzel olacak dünya
Yoksa siz duyarsız Müslümanlar döner miydiniz sırtınızı bize
....
Biz bu bayramda öldürüldük
Yanlışlıkla bir tankın paletleri geçti üzerimizden
Mutlaka seyretmişsinizdir
Toprağa bulanan cesetlerimizdi onlar
Belki haber bültenlerinde de görmüşsünüzdür
Ben koşuyordum; kardeşimin ayağı takıldı
Onu kaldırmak istemiştim yerden
Görmediler…
Gözleri yok ki tankların
Yoksa öldürmezlerdi bizi
Yok… O kadar da cani olamazlar öyle değil mi?
....
Biz bu bayramda bomba ve kurşun yedik
Öyle can verdi bedenlerimiz
Gıyabımızda cenaze namazımızı kılsaydınız isterdik
Yaşarken zaten yanımızda değildiniz
Ama mutluyuz yine de
....
Biz bu bayramda evimizde değildik
Kurşun insan vücudunu delebilirmiş
Bir ev yıkıldığında mezara benzermiş
Yaralıları öldürmek hiç de zor değilmiş
O bildiğimiz tanklar varya
Bir camiyi rahatlıkla yerle bir edebilirmiş
Hepsini gördüm
Ama, ama bir de siz görebilseydiniz
....
Biz bu bayramda annemizin elinden öpemedik
Yalnızca katledildik!!!
Siz yine de hoşgörüyle bakın her şeye
Kültürler arasında diyalog kurun
Aman ha! Sakın medeniyetler çatışmasın
Siz rahatlıkla yiyin ekmeğinizi
Biz birazdan öleceğiz
Üç günlük dünya
Bir de aç kalacak değilsiniz ya
....
Biz bu bayramda babamızın elinden tutup bayram namazına gidemedik
Ezanı da duyamadık hiçbirimiz
Şimdi bir ezan olup dolaşmak vardı uykularınızın üzerinden
Ama yine de ulaşamadı sesimiz
Çünkü bütün minareleri yıktılar
Bir de minareler çağırırken sizi
Rock müzikle dans ediyordu amerikan askerleri
İşte bir minare daha
Hadi yok edelim hepsini
Siz bayram ederken biz sonsuz bir uykuda bombaların sesini dinledik
Ruhumuz sessizce göğe yükselirken
Bir o kadar da sessizdi bedenlerimiz
Bu bayramda biz liderlerin kınadığı operasyonların isimsiz
kurbanları
Ve her zamanki gibi İslam aleminin adını saygıyla andığı şehitlerdik.
Şehitlerdik hepimiz…
....
Biz bu bayramda namert bir pusuya düşürüldük
Evde bekleyenimiz kalmamıştı
Ve kesmiştik ümidi kardeşlerimizden
Hayatla ölüm arasındaki ince çizgide bir hayal olup
kayboldu zayıf bedenlerimiz
Şimdi bir bayram daha yaklaşıyor
Allah’a adadığınız kurban niyetine binlerce kurban olduk
Erken bir ölümle hepimiz
....
Biz bu bayramda kalbimizden vurulduk
Ruhlarımızı kaplayan ve gittikçe dünyaya yayılan
Büyük bir utancın karanlığında “elveda” dedik hayata
Siz mutlu olun yeter ki
Ellerinizde vahşeti kınayan üç beş pankart
Ve yalnızca utancınızla dönen bunca dolaba
Ve yapılan denge hesaplarına nasıl dur diyebilirsiniz ki?
Ne yapabilir ki hayalet öfke operasyonlarının vahşete omuz veren hayaletleri
Yalnızlığınız ve çaresizliğiniz bizim yalnızlığımızla birlikte kaybolacak
Şimdi üzülmeyin
Hayalet öfkeye hayalet insan
Hepiniz üzüldünüz halimize elbette
Ve kederle yaktınız bir amerikan sigarasını
Derin derin içinize çektiniz,
Dumanında kayboldu yüzlerimiz.
Aslında siz bizi hiç görmemiştiniz…
....
Ene Zeynep,
Ene Fatıma,
Ene Aişe,
Ene Irak,
Ene Felluce.
Neye itilmişem, neyi gazandım?
Harda soyuh gördüm, harda ısındım.
Ömrün payazıdır, halımı sorma.
Bu da bir yazıdır, halımı sorma.
Betenim yaralı, elim yaralı,
Üreğim yaralı, elim yaralı.
Gaçgınam, göçgünem, halımı sorma.
Sık meni göğsüne, halımı sorma.
Yarım bir yürekle sevgimiz haram
Men bele saadet arzulamaram
Şehidem, yitiğem, halimi sorma
Kısas gününe dek halımı sorma
Betenim yaralı, elim yaralı
Üreğim yaralı, elim yaralı
Gaçgınam, göçgünem halımı sorma
Sık meni göğsüne halımı sorma......


söz beni bekler şeyhim...

~allahhqt8~SÖZ BENİ BEKLER ŞEYHİM!!!~allahhqt8~
 
Diyemediklerim var...Güz beni bekler Şeyhim... Efendim, Bozkır rüzgarlarının önüne katılmış bir yaprağım.Sürüklenip gelmişim kapına . Yüreğimde bir sonbahar telaşı. Bir göçmen kuşlarına bakıyorum bir kendime... Gökyüzünde kuşlar kafilesi döne döne uçuyor. Renkli, ahenkli. Her kanat çırpışında yaralı bir kuşun bin tılsım gizli. Soğuk ve bezgin rüzgara inat göçüyorlar ılık iklimlere.

Bense utanılası bir kördüğümü çözmeye çalışıyorum yıllardır. Hayatın gizi üzerine bildiklerimi, bilmediklerime ayarlıyorum. Çözmüyorum bu kördüğümü. Çözemiyorum.. Düğüm üstüne düğüm atıyorum aslında. Yolumu şaşırmışım şeyhim. Irmakların coşkusu, göğün mavisi, güneşin altın saçları, rüzgarın hüzünlü uğultusu, denizin sonsuzluğu yakalıyor ruhumu binbir yerinden. Dünya dönüyor mütereddit. Dökülüyorum yollarına. Sana gelen yollara düşüyorum.
 
 Bir söz düşür yüreğime göklerden gelen. Yaralı yüreğime bergüzar olsun.

Diyemediklerim var. Söz beni bekler Şeyhim... Diyemediklerim yakar gönlümü. Gönül can evi, gönül beytullah. Bir celsede düşür yüreğime közü. Hakk Hakk diye yak közü. Kar yüzü görmemiş bir ateş yansın yüreğimde. Biraz kül biraz duman olayım... Ellerim yaralı bir kelebek, kanat çırpsın göklere... Dualar yorgun düşsün dudaklarımda. 
Bir kör kuyuda Yusuf olayım Şeyhim... Çöllere düşeyim sonra. Çöl yürek yangını. Yürek kavrulan çöl. Mısır’a hiç varmasa yolum. Yayan yapıldak çöllerde savrulayım. Bir çöl ikindisinde diktiğim gül, bir çöl seherinde açsa yine. Çöl Hüseyin demek. Hüseyin çöl gibi yakar gönlümü. Çöl bir ermiş. Her dem şükreden, tazelenen. Gündüz yakan, gece üşüten. Bir tarafı vaha, bir tarafı serap. Çöl ceylanlarının âhı vursun yüreğime. Bir avcı ol, gönder oklarını kalbimin dehlizlerine.
 
Köz beni bekler Şeyhim Diyemediklerimi sen söyle yüreğimin tenhasına... Vefasız yüreğime intizar olsun...

Göremediklerim var. Göz beni bekler Şeyhim... Sevdam hangi ırmağa düşmüş ... Hangi umman bekler beni... Hangi dağlar saklar beni? Hangi dualara düşer dileğim? Ayaklandır damarlarımdaki donuk kanı. Güzel dualar adına, bir ırmağın akışına kat beni.

Yatsı ezanı okunurken bir vav gibi eğileyim, büküleyim sevgilinin dergahında. Bir elif gibi mağrur, bir mim gibi mesrur, dizileyim sevgilinin yollarına. Helal bakışlara çeleyim gönlümü. En sevgilinin kapısında durayım kırk yıl Yunus misali. Bu zindan, bu yeryüzü kara bahtım ola... Kervan göçmeden Şeyhim, kalmadan dağlar başında ebedi bahçelere gitmek diler bu gönül. Ebedi bahçelere gitmek diler bir şafak vaktinde ruhum.. Kendimden geçmişim, kendimden uzaklara düşmüşüm, senden himmet diler bu yürek...

Öz beni bekler Şeyhim. Göremediklerimi sen göster bana... Gözlerim birbirinden bî-haber olsun.
 
Bilemediklerim var. Giz beni bekler şeyhim... Bir musikarın nağmesinde gizli tılsımlı sözler. Bir peygulegüzinim dağlar başında. Karanlık nura akar. Yalnızlık çıkmazında bir akşam üstü o nura aksa yüreğim. Bildiğim bütün şeyleri unutsam. Ebedi bir huzura, ebedi bir hayata ayarlasam düşlerimi.

Giden kuşlarım dönse uzaklardan. Sonra... Sabah sisi gibi düşsem yollara . Aşk kervanı karşılasa beni ansızın. Sevgiliye giden kafileye katılsam. Kalmasam dağlar başında. Gönül şehri baştan ayağa can kesilse. Yakup’un sabrı bilese sabırsızlığımı. Bir giz düşür yüreğime Şeyhim, Kurtulayım ruhumun hamallığından. Bilemediklerimi sen söyle bana... Bildiklerime efsunkâr olsun.

Silemediklerim var. İz beni bekler Şeyhim... Sadakat içlenip sözlendiğinde, dönüp dönüp bakıyorum mahrem- esrarıma. Ne zamanlar akmış hayatın yanağından. Bir gözyaşı, bir hüzün, bir güz yağmuru gibi yitip gitmiş nice zamanlar.... Geriden geriye avucumda, heybemde kalanlar beni taşımaz yarınlara diyorum. Hiçlik denizindeyim şimdi. Bilemediklerim, göremediklerim, diyemediklerim, silemediklerim ve soramadıklarım yüzünden olsa gerektir çektiğim bunca çile.

Yollarıma çizdiğim izleri silmek gerektir. Bir giz düşür yüreğime şeyhim. Beni ona götüren bir iz düşür yollarıma... Gideyim, ilemediklerimi bırakarak. Bilemediklerimi bildiklerimden çıkarak. Gideyim artık şeyhim... Bir giz düşür yüreğime... Bu yürek tâ ebede hizmetkâr olsun.

Meryem Aybike
 

y1pghR1DyISg_nFD7K_PggmrpdBtMQJSaWUCIa4BaRVr9XHrGpveLHarRs1ZMRw1zso-p8XTFWH73kZC-HYf8p1Q3ZP2WT20wNhy1pghR1DyISg_lfBURP31mb6nv7uSmNg_-59EWeDdLbqjcMJsZQ3NH42HK_syyzZ8tEZ-fhTyX1BDfpKjO9ZVp0jDjazWPfmdXR

 

 

BİR KISIM ÇİÇEKLERİN YARATILIŞ SEBEPLERİ...

allahu teala miraç gecesi efendimizin mübarek terinden kırmızı gül'ü yarattı..

6bc94ljsp0

miraç gecesi burak rasulallah sav'i göklere taşırken terledi ve mevla onun terinden sarı gül'ü yarattı..

sarı gül

mevla teala cebrail as'ı lut kavmini helak etmek için gönderdiğinde, o gecenin şiddetinden cebrail as terledi ve onun terinden mevla beyaz gül'ü yarattı..

güzel

hz eba bekir ra islamla müşerref olunca nübüvvetin heybetinden terledi ve mevla sıddı ra'nın terinden sümbül'ü yarattı..

Sumbul

hz ömer ra islamla müşerref olduğunda rasulallah sav onu kucaklayıp sıktı ve hak teala onun o terinden menekşeyi yarattı..

Mor-Menekse

hz osman ra islam ile müşerref olduğunda rasulalla sav 'in mübarek ayağının tozuna yüzünü sürdü ve mevla teala onun o terinden yasemin'i yarattı..

beyaz-yasemin-cicegi

hz ali ra yeni dünyaya gelmişti, beşiğinde uyurken rasulalla sav teşrif eip devlet ve saadetle teveccüh ettiği zaman eşine rastlanılmayan güzel kokusunu alıp, hakkı gören gözlerini açarak rasulallah sav'in mübarek cemalini görmekle şereflendiğinde terledi ve mevla teala onun o terinden zanbağı yarattı..

zambak

ve bu mübarekler ne zaman terleseler hep bu şekilde kokarlarmış.. mevlam  şefaatlerine nail eylesin.. amiiiiiiiiinnn

(bu paylaşımı sunan can cağazım soficanım arkadaşıma teşekkürler;)

 

gül yaprağıgül yaprağıgül yaprağı

 

hazreti ali ra derki;

_bir topluluk meşvere için toplanırsa, oraya muhammed isminde biri girmedikçe o meşvere onlara mübarek olmaz...

ve yine rivayet edilir ki;

AHMED sav'in hemzesiyle açıcı ve önderliğe işaret edilir, zira o mahreçlerin ilkidir..

MUHAMMED sav'in mim'i ile son peygamber olduğuna işaret edildi, zira mim mahreçlerin sonudur...

(ruhul beyan) rabbim şefaatinden mahrum etmesin.. amiiiiinnnn...

döküntüüüdöküntüüüdöküntüüü

 

bizimkiler ;))

 gülümse
BİZİMKİLER ;)))
efendi babam kızı fatıma hocayı hızır ali hocayla evlendirmek ister,
ama kızı o sıralar bu teklife yanaşmaz ve efendi babamın hanımı ,
_"kızımı istemediğine vermem" der,
efendi babam ses çıkarmaz,
ertesi gün sabah namazında kızı namaz için kalktığında bakarki babasının önünde bir bavul ;
_"baba nereye gidiyorsun"
_"camiye"_"niye,bu bavul ne?"
_"artık camide kalıcam,bu evde benim sözüm geçmiyor" ;)
bu olaydan sonra kızı hızır hocayla evlenir ve o kadar severki hızır hocayı camiden dönmesini zor beklediğini
söyler...allah şefaatlerine mazhar eylesin...
gül
Efendi babam,  nedim hocamız, hızır hocamız hanım ve kızları vesaire
seneler önce emri bi maruf için şehirleri dolaşırlar..
arabada giderken bi aşrı şerif okuyalım diyip başlar birisi hucurat suresini okumaya,
 yarım sayfa bitmiş karşı sayfada
"ve'lemüü enne fiküm rasulallah" (bilinizki içinizde rasulallah sav var!!)
ayetine gelince hızır hocamıza terler basmış, camlar, klimalar açılmış ama
aynı hızır hocamız, duramıyor yerinde..
aşrı şerif bittikten uzun bir zaman sonra kendine gelir,
meğer rasulallah sav'i içlerinde görmüş mübarek...
ee dedi anlatan üstad "esselamu aleyke" diyoruz yani "sana"  "aleyhi" ona demiyoruzki,
çanakkale ye giden rasulallah istesek bizede gelmezmi?? istemeyi bilelim yeterki...
VE aynı yolculukta şöför abdullah hoca arabayı 180 hıza verince yine patlatmış laifeyi hızır hocam ;
_"yok, yok ben bi daha sizinle gelmem, yer uçağına binmem arkadaş ;))"
ahh hocam nerde biz nerde sen!!! bir "ah" bıraktın arkandan, o "ah" ki gök kubbe onu hararetiyle döner...
sır
hızır hocamızın camii cemaatinden berber osman abi diye bilinen birisi
bayram yaklaşınca cemaate gelmeyi bırakmıştı.camide asılı gri bir cübbesi vardı,
namaz kılarken onu giyerdi..hızır hocamız çok hisli bir insandı,
hemen şu şiiri yazıp orhan abinin cübbesinin cebine koydu ;
ey sahipsiz garip cübbe,
terk edildin yanlız ipte,
sahibin on gündür tıraş ediyor,
sayılı günler gelip,geçiyor...
unutuldun bayram parası için,
asılı kaldın bu dostluk ne biçim???
bu manada devam eden şiiri osman bey cüzdanında saklar ne zaman okusa ağlardı...
efendimiz sav bir hadisi şerifinde,cemaatin önemini vurgulayarak ;
_"isterimki cemaate bir takım erkekler memur edeyim,
sonra bir takım gençler odun toplasınlar ve o gençlerle cemaate gelmeyen erkeklerin evlerini yakayım.." buyurmaktadır,ümmetimizin erkekleri,rasulallahın sav bu denli dikkat ettiği cemaate lütfen biraz daha DİKKAT!!!
 12491499jk2 
yine hızır hocamızın cemaatinden 5,6 kişi onu bir gece çiğ köfte yemeye davet etti.
onlar evde hazırlık yaparken yatsı ezanı okundu,ancak onlar hazırlığı bitirelim diye
cemaate gitmediler..hızır hocamız camide namazı kılıp geldiğinde ise
bu arkadaşlar evlerinde namaza durmuşlardı..
hızır hoca sessizce çiğ köfte tepsisini alarak sokağa çıktı ve camiden çıkan cemaate dağıtmaya başladı ;
_"cemaatimden 6 kişi çiğ köfte cemaatidir,onların ikramıdır"
diyerek herkese dağıttıktan sonra evlerine döndüler..çoğu dağıtıldığı halde
geri kalanlara yetecek kadar bereketli olmuştu.. hocam bizler ne cemaatindeniz acaba??((
 152-large 
merhum hızır hocamızın oğlu ali haydar doğduğu zaman sefere çıkar..
seferde gördüğü kediye dahi "ali haydar" diye seslenir,
onu ali haydar diye sever..bu duruma şaşımerran hoca arkadaşları ;
_hocam bu ne sevgi,kediyi dahi ali haydar diye alıp seviyorsunuz??diye takılırlar,hızır hocam ;
_eee kolaymı,yakub as yusuf,yusuf diye gözlerini kaybetti,bizimki ne ki??
çocuk sevgisinde dahi ölçüyü şaşmayan,şehid,merhum hızır hocam..allah makamını ali etsin.. 

anigifwitterozenanimatie9uo

 
ahmed,mahmud ünlü hocayı hepimiz az,çok tanırız...
ben ilim olarak hadis rivayetlerinin,hayat olarak taklitlerinin sevdalısıyım..
sevr mağarası çelişkili,zor çıkılan bir mağaradır,gidenler bilir,
gitmeyenlere mevlam kendi misafiri olarak gidebilmeyi nasib etsin..
cübbeli hocam oraya binbir güçlükle çıktığında bir grup arkadaşıyla,
şöyle bir bakar dağ,taş,insanlara..
"müezzün ezan okuduğunda hiç bir taş,insan yoktur ki ona şahitlik etmesin"
hadisi şerifini hatırlar ve ;
_"heyt be şurda bide ezan patlatayım" demesiyle
canlandırır biitab düşmüş halkı..heyt be hocam,senle canlanmak var sevr yollarında ;) 
284727rx4qy9 

EMANETİ  EHLİNE  VERMEK..

dili olan herkes pervasız konuşuyor,

ölçüsüz konuşmadan kargaşa oluşuyor..

kalem eline alan bilir, bilmez yazıyor,

çözülmüyor olaylar belki daha azıyor..

konuşan ve yazanlar düşünmeli mutlaka,

hitap ettiğin toplum takla atmasın sonra..

arkadaş! söz dinle, söz! herşey yazılmaz,

karanlık emellerle hiç bir yere varılmaz..

şeffaf olmak var iken karanlığı arama,

helal yollar var iken ne işin var haram'a?

zulmetme, yalan dem, aldatma, yanlış tartma,

her kötülük sendeyken kendini iyi sanma..

rüşvet alma ve verme, bunlara güzel deme,

kendi çıkarın için bir diğerini ezme..

insan hakları bumu, karşısındakini ezmek?

hak- hukun üstünde çizmelerle gezmek..

ormanda yaşayanlar hak- hukuk ne bilmezler,

onların yaşamları bahsimize girmezler..

biz insan oğluyuz biz, edep lazımdır bize,

söyleyişimiz ona, onun için girdik söze..

gücün yetmeyen yükün altına ne girersin?

kendin yetmiyor gibi ahaliyi ezersin..

ne güzel söylemişler söyleyenler şu sözü,

emaneti ehline ver işte sözün özü....

 

19

~~TEFEKKÜR~~

sevdiğim şeyleri ben birer, birer yazayım,

biraz tuhaftır ama çarem yok ne yapayım?

bir ikindi güneşi, gölgeleri uzatır,

sanki sonsuza doğru, ömürleri kısaltır..

bir yaşlı ağaç görsem, olurum cidden bir hoş,

anlarım ömür bitik, yapılanlar çok, çok boş..

taze dallar yanında, kurumuş diğer dallar,

 sanki bir yolculuğa, işaretle el sallar..

dimdik yürüyen insan, bastonlu yanındaki,

bir şeyler çağrıştırıyor, hazırlan diyor sanki...

süslü, püslü gençlerin, ninesidir o kambur,

oda bir gün gençti, şimdi dişleri kalbur...

her şey genç ve ihtiyar, her zaman böyle olmaz,

bazen ihtiyar durur, alır genci hiç sormaz..

ölüm bu; şakası yok, ciddi ol, ister olma,

bakmaz gözün yaşına, hazır ol, ister olma...

nice ümitli insan, düşünmez hiç ölümü,

hiç aklından geçermi, bir gün keser önümü??

apar, topar koyarlar, kimsin, nesin sormadan,

öldünmü, ölmedinmi, hiçte çene yormadan...

halbu ki sen mutluydun, içinde ailenin,

şimdide içindesin, büyük bir gailenin...

"gel bakalım" "gel" derler, mezar dediğin budur,

hesabını sorarlar, rahat ol, ister kudur..

kime inandın gafil, hiç allah demiş misin?

inkarın cezasında, matraka yemiş misin??

dünyada kime taptın, tanıdınmı allah'ı?

eğer imanı yoksa,ne yapacak vallahı..

sence dünyada allah demek pek ar idi,

çünkü sana şeytanlar ve dinsizler yar idi..

şimdi çağır onları mezarına gelsinler,

veremediğin cevabı hadi onlar versinler..

nerde o günler geçti, sen çoktan unutuldun,

onlar keyfine gezer, sen hesaba tutuldun..

şaka zanneder insan, söylenenler bir gerçek,

sen ne zannedersen et, er geç başa gelecek..

umursamaz bunları, sen gez hobi peşine,

son nefesi verince, kimse gelmez peşine..

ameli güzel olan, oradada erdemli,

gözler sevinç içinde, hiç olmayacak kederli..

fani hayat işte bu, ister bil, ister bilme,

önceden tedbirini al, sonra belanı görme...

korkma, korkma allah de, namaz kıl, faiz yeme,

oruç tut, zekatı ver, sana yar islam yine..

DE KORKMA MÜSLÜMANIM GÖĞSÜN İMAN İLE DOLSUN,

İRTİCA İSLAM İSE BAŞIMIN TACI OLSUN...

 

KURBANIM..

 y1p11XEKDZwBAGerm9cUUQ5Qn-3eNwZ1uwP5VbIFb9lHA5rgiG2pggV1ExS36rc52NFqmrOALtIycn99cMsO4FIVgSI7CDp39Vn

 

YAR ADIYLA BAŞLAYAYIM SÖZÜME,

GÜLSÜZ BAĞDA BÜLBÜL ÖTMEZ KURBANIM..

SÖZÜ ÖNCE SÖYLEYEYİM ÖZÜME,

YOKSA KALPTEN KALBE GİRMEZ KURBANIM..

SEN SENİN OLMAZSAN TÜM DERTLER BİTER,

VARINI, YOKUNU MÜRŞİDİNE VER,

USTANIN ELİNDE KÜTÜK OL YETER,

TESLİM OLAN ZARAR ETMEK KURBANIM..

GÜVENME KENDİNE, BEN OLDUM DİYE,

PİŞENLER HAMIM DER BİR DÜŞÜN NİYE?

TÖVBE LAZIM ETTİĞİMİZ TÖVBE'YE,

BİR TÖVBEYLE BU İŞ BİTMEZ KURBANIM..

İLTİFAT BEKLEMEK, KIRILMAK NEDİR?

O KAPIDAN KOVSA SEN BACADAN GİR,

HA SEVMİŞ, HA DÖVMÜŞ İKİSİDE BİR,

AŞIKLAR KAR, ZARAR GÜTMEZ KURBANIM..

ÇALIŞ, NASİBİNİ AL DÜNYADAN YANA,

AMA SANMA DÜNYA YAR  OLUR SANA,

AHİRET PARASI LAZIM İNSANA,

GÜNEŞ HEP BATIDAN BATMAZ KURBANIM..

HİZMET YOKSA HİMMET OLMAZ BU KESİN,

HEM HİZMET Nİ'METTİR BÖYLE BİLESİN,

GAYRET ET, GÖNLE GİR, BENİMDİR DESİN,

SULTAN KÖLESİNİ ATMAZ KURBANIM..

YAP DEDİĞİNİ YAP, EMRİNE GÖRE,

BU İŞ BENSİZ OLMAZ DEME BOŞ YERE,

O ELİ TUTMUŞSA İNSAN BİR KERE,

NEFSİNİ HESABA KATMAZ KURBANIM..

CAHİLLER AĞZINI AÇINCA BEN DER,

BEN DEYİP YOL ALAN VARMI HİÇ GÖSTER?

ELİ HEP GÜZEL GÖR, KENDİNİ HEP YER,

TEZEK SU DİBİNE BATMAZ KURBANIM..

GÜNAHTI, SEVAPTI BUNLAR BOŞ HESAP,

HER NEYİ YAPARSAN ALLAH İÇİN YAP,

AVAMIN İŞİ BU HESAP, KİTAP,

AŞIKLAR KAR, ZARAR GÜTMEZ KURBANIM..

DUA KABUL, NİYE SIDDIKIN AH'I,?

NE DEDİ HIZIRA NAKŞİBEND ŞAH'I?

HATIRLA, İDRAK ET ANLA BU RAH'I,

BEN SIDDIKIM DEMEK YETMEZ KURBANIM..

SADAKAT ; NE DERSE DOĞRU DEMEKMİŞ,

O'NSUZ DOĞRULARA EĞRİ DEMEKMİŞ,

SADAKAT SIDDIKIN BAĞRI DEMEKMİŞ,

CİĞER YANAR, DUMAN TÜTMEZ KURBANIM..

ER OLMAK İSTEYEN SER'İNDEN GEÇER,

BİR SAKİ ELİNDEN BADİ'Yİ İÇER,

SEÇ DESELER YARİN ZEHRİNİ SEÇER,

AĞYARIN BALINI TATMAZ KURBANIM..

SÖZÜN ÖZÜ, DERDİ MİNNET BİL CAN'A,

YARE CAN VERKİ, CAN YAR OLSUN SANA,

İSMAİL GİBİ KOY BAŞI MEYDANA,

KURBANLARA BIÇAK TUTMAZ KURBANIMM...

(SERDAR TUNCER)

ALIŞILMADIK BİR KENT MASALI (bizimkisi)

 Ses sustu... Gece sustu... Ay sustu... Bir tek yıldızlar konuştu gözlerinde parlayarak. Çoban yıldızı dedi:
_Birleşse bütün yıldızlar, el ele tutuşsa, birlik olsa ve buluşsa güneşle, sonra dolsa gönlüne, gururun ve kibrinle kilitlediğin kalbini aydınlatamazlar.
Yolcu dedi:
_Ey karanlıklarıma düşen, baktıkça gözlerimde parlayan yıldız! Söyle bana! Kendimin neresindeyim, halimin adı ne, nedir benim sonum?
Yıldız dedi:
_Halin gururdur ey yolcu, halin yıkımdır, halin en olunmaz duruşudur kalbinin. Yolunsa, kendinin gerçeği, gerçeğin yalanıdır! Bu kibrinle, bencilliğinle, sonun hüsran, hayatın hicrandır... Alçakta gördüklerin efendi, yüksekte gördüğün benliğinse köledir.
Şaşırdı genç adam. Temiz ve aydınlık sandığı şey, kendisinin kirli ve karanlık gölgesiydi. Bu kaçmak istediği bir gerçekti. Öfkeden geceyi tekmelemeye başladı. Oysa, geceden daha karanlıktı düşünceleri. Karanlığı bile korkutan kabusları vardı.
�Ah!� dedi...
_Ey öfkemi artıran, geceme kargaşa düşüren yıldız. Ah bir yetişebilsem sana, yetişebilsem gökyüzüne, tutabilsem dalından, ellerimle koparabilsem asılı bulunduğun geceden seni, sonra sığdırabilsem avucuma üfleyip söndürürdüm ışığını.
Parlayarak devam etti çoban yıldızı;

_Senin söndürmek istediğin benim değil; yoluna kılavuzluk edenin ışığıdır. Kendine duyuramadığın sesin, kabullenmek istemediğin gerçeğin parlaklığıdır. Senin söndürmek istediğin gecenin ayı, gündüzünün güneşidir. Ey öfkesiyle boşluklara savrulan, aydınlığına kendi elleriyle perde çeken biçare, ne acıdır ki; güneş hiçbir şeyi ayırt etmeden herkesin üzerine doğuyor. Yağmur hiçbir şeyi ayırt etmeden her şeyin ve herkesin üzerine yağıyor. Etrafına misk kokuları yayan gül bahçelerine de, senin tarumar ettiğin ve etrafına pis kokular yayan gönül bahçene de.  Ama sen halâ kendi sesini susturan, gerçekleri yalan bilen, doğrulara kulak tıkayan nefsin yüzünden gerçeklere yabancısın. Halâ açmayacak mısın anahtarı sende olan, gerçekliğini kilitlediğin benlik kapılarını?
Düşündü yolcu... Ki o yıldız kendisi gibi nice yolcuya kılavuzluk etmiş, nice bilmeze yol göstermişti. Neydi onu böyle düşündüren? Bir süre sonra sakinleşti...
Dedi:

_Anlat bana ey gecemin feneri, yolumun işareti anlat bana! Ben kimim, kendimin neresinde duran bencilim?
Dedi Çoban Yıldızı:

_Anlatmakla değil; düşünmekle anlarsın, bakmakla değil; istemekle görürsün kendini. Gururunla değil; sevginle büyütürsün gönül bahçenin tarumar edilmiş güllerini. Zorla değil; sabrederek kavrarsın zamanın anlamını. Şöhretinle değil; insanlığınla kazanırsın dostlarının güvenini. Öfkenle değil; tevazuunla yenersin düşmanın nefretini. Sesinle değil; sözünle dinletirsin insanlara kendini. Sen ancak kendinin yıkımı olan kibir ve gururdan vazgeçince kendin olursun. Vazgeçmek isteyince kendine yol bulursun.
Dedi yolcu:

_Söyle bana ey sözleri gönlümde, ışığı göz bebeklerimde parlayan yıldız! Susma söyle, yok mudur benim içimde benden bir parça? Yok mudur, benden bana bir yol? Yok mudur, beni ben yapacak bir anlamım?

-Ey karanlık gecede aydınlığını arayan yolcu! Sen şerefini zelil eden, vezirken rezil olan, rezilken vezir olanlardansın. İnsanlardan bir insansın. Topraktansın, cansın. Bulmak için aramak, görmek için bakmak, yürümek için adımlamak, bitirmek için başlamak şarttır. Ama asıl gerekense istemektir; istemeden yapmak yalnızca yaptığını sanmaktır. Şimdi söyle bana, gerçeğini arayan, geceme yoldaş olan kişi söyle! Senden sana bir yol bulmayı, tarumar edilen gönül bahçenin bahçıvanı olmayı, köleyken efendi olmayı istiyor musun?

Yolcu ilk kez gülümsedi. Tebessüm tadında hem de. Çölde kaybettiği devesini bulan adam gibi, susuzluğu dinmiş yürek gibi gülümsedi. Açlığı dinmiş fakir gibi, uçmayı yeni öğrenmiş kuş gibi mutlu ve özgür hissetti kendini.
Dedi:

_Sen ki, nice yolcuya kılavuzluk etmiş, nice kaybolanı yurduna kavuşturmuşsun. Sen ki, nice karanlıklara ışık olup düşmüşsün. Bana da, beni bulabileceğim en kısa yolu göster! Göster ki, ömrümün aydınlığı karanlıktan sıyrılıp aydınlığın sonsuz ufuklarına yelken açsın.
Çoban yıldızı dedi:

_Senin aradığın gururdan kaleleri yıkmak, kibirden dağları aşmaktır ey yolcu, senin aradığın Mevlâna�yı döndürenin, Yunus�u yollara düşüren sevdanın arayışıdır. Sonu Kafdağı'na uzayan çetin bir yoldur. Bu yol seni, sabrını sınamak için sarp kayalardan, dik yokuşlardan uçurumların kenarına götürür. Sana giden bu uzun yol umduklarından umudunu kestirir. Senin vefanı sınar. Dayanabilir misin zorluğuna?
_Yol uzundur ey yıldız. Lâkin yolun sahibi yola çıkmayı göze alandır.
Dayanabilirim "dedi heyecanla.
_Bu uzun yolda aradığın ummandır; lâkin karşılaşacağın bazen durgun su, bazen fırtınadır. Bu uzun yolda aradığın deryadır; bazen seyrine doyum olmayan, bazen insanı yutan muammadır. Kaptanı da, tayfası da sen olan pusuladır. Kavuşabilir misin yaşamın sakin limanlarına, varabilir misin yüreğinin tarumarlıktan kurtulmuş etrafına misk kokuları yayan temiz kıyılarına.
Bilirim yol uzun hayat kısadır. İnancım yola ram olmaktır. Yolum kendim, kılavuzum yaradandır.Varırım dedi genç adam inançla...
Aradığın kendinsin ey yolcu, aramak insanı mecnun edendir, nefsin isteklerinden vazgeçmek Leylâ'dan vazgeçmektir. Aşabilir misin Leylâsız gururun kavurucu çöllerini?


Bundan sonra aramak düşer payımıza, arınmak düşer. Sararmış gönül bahçelerimizi yeşertmek düşer. Benden bana yol bulacaksam düştüğüm çöller vaha, içimi kavuran susuzluğum sudur, aşabilirim� dedi cesaretle.
Yıldız emindi artık, kendine giden yolu bulanın aydınlığıyla biraz daha parlıyordu gökyüzünde.
Yolcu devam etti sözlerine:

_Ben bildim ki, sabrı kaybetmek yolu kaybetmektir. Başım önde olsa da mütevazılığım cennetim, gururum, bencilliğim cehennemdir. Ben bildim ki beni istiyorum, beni esir alan bencilliğimi değil. Ben bildim ki benim aradığım, İbrahim' in ateşini bahçelere çevirenin inancıdır. Benim aradığım Yusuf'un zindanını saraya çevirenin inancıdır.� Sustu sonra. Bu sözleri duyan bütün yıldızlar gökyüzünde el ele tutuşmuş hep birlikte daha fazla parlamak, en belirgin hale gelmek için birbiriyle yarışıyorlardı. Gökyüzü için bundan daha sevindirici bir şey olamazdı. Bu gece zifiri karanlığın aydınlığa dönüştüğü muhteşem bir geceydi.
Çobanyıldızı dedi:

_Artık yüreğindeki duygular geceye şarkılar terennüm ettirecek kadar güzel bestelere dönüştü. Karanlıklılara aydınlık olacak kadar güneş ve yoluna yolcu olacak kadar arkadaş oldu. Sen kendi yolunu gören ve o yolda ilerlemeye başlayan, kendi gerçeğini arayansın. Ama her şeye rağmen sakın Kendimin yolunu buldum deme, yalnızca Kendime giden yolda yürümeye başladım de. Çünkü bu yolda ilerledikçe bulacağın ve kilidini emek vererek açman gereken paha biçilmez hazineler var. Bu hazineler şu anda bulduklarından çok daha kıymetlidir. Sakın Sabrımın sınırı yoktur, hepsini ararım bulurum deme, yalnızca Sabırlıyım de, çünkü emek vererek bulduğun tevazu madenini, nefsinin sana  sunacağı ve emek vermeden, sabra gerek duymadan kazanacağın gösterişli ama faydasız bedbaht tahtlara teslim edebilirsin. Sakın Yanılmam deme, yalnızca yanılmamak için Bilmeliyim de. Çünkü bilginin derinliklerine indikçe bilmeyi, bilmenin derinliklerine indikçe anlamı, anlamın derinliklerine indikçe yükselmeyi başarabilirsin. Ama unutma ki avcıların hedefi yerde sürünenler değil; yüksekte uçanlardır. Sen kendinin avcısı olmalısın ve nefsinin malâyanî isteklerini avlamaya çalışmalısın! Yoksa benlik kaygının seni avlamak için atacağı zehirli okları, beğendiğin bir hediye olarak kabul edebilirsin. Unutma ki nefsinin arzusu ateş, onunla savaşmaksa gerçeğe köle olmaktır. Unutma ki gerçeğin kölesi olmak, nefsinin efendisi olmaktır. Nefsinin efendisi olmaksa seni kendin yapan tek gerçektir.
_Ben dedi genç adam gözyaşlarına engel olamayarak,

_Ben artık bir yanı Yusuf olan, zindanı saray olanım, bir yanı İbrahim olan ateşi bahçe olanım, bir yanı Eyyüp olan hasreti sabır olanım, bir yanı yabancı olan öz yurdunu arayanım.
Gece, ses, Ay derken artık yıldızlar da susmuştu. Çoban yıldızı bile. Yolcuysa gökyüzüne baktıkça gözlerinde parlayan bütün yıldızların anahtarı elinde olmasına rağmen bugüne kadar açamadığı gerçeğin kapılarından kalbine dolduğunu hissediyordu. Onlara baktıkça gözlerinde parlayan aydınlık, kalbini parlatıyordu. Gece bitmiş, bülbüllerin ötüşü sabahı müjdeliyordu. O düşünüyordu. Bilinmezin ardında bir sır vardı. Anahtarı hep bizde olan bir sır. Gerçeği unutarak doğruluğun bütün mahremiyetini kilitlediğimiz kapının nerede olduğuna dair bir sır. Seher vaktiydi, gece ben demekten vazgeçenin secdede bizler için dua etmesiyle son bulmuştu. Bu ilk sınavıydı onun, geçtiği ilk sınavdı.
Kalbimin kapılarını bana açana.... diye başladı duasına.
Güneş karanlık ufukları aydınlığa bürüyerek, etrafa misk kokuları yayan yolcunun gönül bahçelerinden yansımıştı yeryüzüne. Çoban yıldızıysa gülümsemek için günün bitmesini bekliyordu. Ve Bu gece her zamankinden daha çok parlayacağım� diyordu sevinçle yıldızları sözlerine şahit tutarak... Yıldızlarsa el ele tutuşmuş, birlik olmuş ve güneşle buluşarak doğruluğun kapılarını kendine açanın yüreğinde şarkılar terennüm ediyorlardı:

Yalan başkası yalan. Dünyada ölümden başkası yalan...

NURDAL DURMUŞ (abi okumayanlar varmış seni,alışılmadık kent masalını hassaten kopyalattırıp dağıtasım filan geldi (; )

"SEVDİCEK"

 

sevgiliden uzak olmakta güzeldir,sevgilinin dizleri dibinde olmak kadar. ve sevgiliyle her an beraber olmak,en azından sevgiliden ayrı kalmak kadar zordur..

aşık yakınlık ister,ülfet ister,vuslat ister sevgiliden.. yakınlık sabır ister,olgunluk ister,tahammül ister aşıktan.. ırağındayken senindir sevgili can cağzım,sen yanı başındayken kendisinin.. ve bir ırmağın öte yakasında zülfünü tarayan güzele, zülüflerinden daha yakındır hicrandan tel,tel olmuş yüreğiyle bu kıyıda bekleyen aşık..

büyük bir ırmak akardı şehrin orta yerinden. hırçın,her dem deli bir coşkunlukta akan,yatağına isyan eden bir ırmak... bir yanını süsleyen şehrin gürültüsüne inat,diğer yanında sukutu bestelerdi uçsuz,bucaksız orman..

ben o suyun yalancısıyım!!

hele o gün akşam oldumu batan güneş kızıllığının en göz alıcı rengiyle sularına aksettimi asi ırmağın,güneş bu ırmaktan doğar,batarda arada sırada gökyüzüne aksi düşer zannederdiniz..

ben o suyun yalancısıyım!!

birgün yolunuz bu şehre düşerse,rüzgarın uğultusundan,ağaçların yeşilliğine,bebeklerin ağlamasından,ırmağın akışına,güneşin doğuşundan genç kızların bakışına kadar herşey sevdicek'i anlatacaktır size.. bir dostum o ırmaktan bir bardak su alıp sarmış,sarmalamış göndermiş,yanınada not düşmeyi ihmal etmemiş ; "yanında kimsecikler yokken suyu dinle"

ben o suyun yalancısıyım!!

gün batmak üzereyken gelirdi adam ırmağın kıyısına. oturur,güneşin sulara düşen aksini hayran,hayran seyreder,gönlünde ezber ettiği güneşin yankısı dönerdi evine. yürümeyi öğrendiği her akşamdan vakti,o ırmağın kıyısında ve hep aynı yerde oturur,asla ihmal edilemeyecek bir ibadet gibi seyre dalardı ırmağın güneşini.. bir akşam yine geldi,yerine oturdu,sevgilisinin ırmağa teşrifini beklemeye koyuldu.. güneş ırmağa bu sesini vermek üzereydiki ; adam bir an başını kaldırdığında,karşı kıyıdan sanki birr şimşek çaktı,yüreğine bir ateş seli aktı,tam kendini kaybedecekken "acaba?" dedi, "bir rüya olabilirmi bu???"  tırnaklarını avucuna bastırdı,gözlerini avuşturup bir daha baktı. gördüğünün gerçek olduğunu anlamasıylada oraya yığılıverdi..

orada ırmağın karşı kıyısında,bir tülün arkasında beliriveren endam gibi zarif,bir lale kadar narin,bir şiir gibi ahenkli,türkü kadar yakıcı,en duru pınarlar kadar berrak,güneşten aydınlık bir kadın vardı..onun belli belirsiz görünebilen güzelliğini dahi anlatmaya kalkarsam bu hikaye ciltler sürermiş..

ben o suyun yalancısıyım!!

adam kendine geldiğinde güneş doğmak  üzereydi.. ertesi gün akşam olduğunda adam ırmağın kıyısına koştu rüzgarı kıskandırarak.. henüz varmıştı ki ; karşı kıyı ışıdı,aydınlandı,o güzel arz-ı endam etti.. adam seyre daldı,kıskandı seyretmek,kıskandı güneş,ırmak,zaman,uzaklık kıskandı.. ve şaşırdı kıskanmak ne yapacağını,aldı başını gitti.. ırmak ;aradan çekilmek için daha bir aceleyle aktı,adam başbaşa kaldı sevgilisiyle..

günler böyle geçiyordu. bir akşam yine koştu geldi ırmağın kıyısına. oradan gitmiyordu ki zaten.. o kıyıdan başka mekanmı vardı?zaman mı vardı sevgilinin göründüğü andan başka?? seyre daldı güzeller güzelini..sarhoş oldu ağladı,ellerini uzattı ırmağa,feryat etti,hıçkırdı,ne yapacağını düşündü bilemedi.. sarhoştu düşünmek,bilmeler sarhoştu.. ayağa kalktı birden "ne olur bekle" diyordu karşıya bakan gözleri.. beklemek sarhoştu,güldü ve ırmağa bırakıverdi kendini...

şimdi karşı kıyısındaydı ırmağın. yanı başında olmak ne demekti sevgilinin? ilk defa tadacaktı.. o güneşi bile ırmakta seyretmişti. hasretti sevgiliye,hasretten kurtulmaya hasretti. uzaktan uzağa vurulduğu onu seyredecekti,yakınlığı kıskandıracaktı..sağa,sola bakındı,koştu,ayağını bastığı yerlerde aradı sevgilinin ayak izlerini,çekindi ayağını yere basmaktan,aramadık yer kalmadı ama sevgili yoktu.. güneş şehrin üstünden doğarken gülüyordu,vefa nedir bilmeyen eski aşkına..her gün aynı şeydi yaşanan,ırmağın bu kıyısında var olan sevgili,suyu boylayıp karşıya geçtiğinde kayboluyordu..sebepler aradı bu yok oluşa ; tam o anda gitmesi gerekiyordu belki,belkide bir oyundu bu,onun memleketinde vuslat öncesi oynanan. suyu sevmiyordu belkide sevgilisi,kendisini ıslattığı için küstü suya,küstü ümide,kendine küstü..   felek hep tersinden söylemeyecekti elbet vuslatın türküsünü. yine bir akşam vakti, "uzaktada olsan sen hep benimsin" diyen bir göz "ben hiç bir zaman benim" diyen bir kalple seyre daldı sevgiliyi..yalvardı "gitme" diyerek karşı kıyının güzeline.. can tenden ayrılır gibi yalvardı kavuşmanın rabbi'ne.. gözlerinden akan yaşlar ıslatırken suyu, "ıslatma benii!" diye yalvardı suya,gözlerini kapattı,yine ırmağın sularına bıraktı kendini... karşı kıyıya vardığında,ilk geldiği zamanki ümiditle bakıyordu etrafa. parmaklarının ucuna basarak yürüdü ırmak boyunca. bakmadığım yer kalmadı diyerek boynunu bükdüğü sırada,arkasında bir hışırtı duydu. bu bir ayak sesiydi,evet bir ayak sesi,biri vardı orada,arkasında. bir dönebilse geriye,görecek kim olduğunu,dönemedi,şaşırdı ne yapacağını,kalbi duracak gibi oldu,parmak uçlarından kafasına yürüyen uyuşmayı hissetti,bayılmamalıydı. ellerini ellerine bağladı titremezler ümidiyle,dönüp bakmaya korkuyordu.. bakmazsa ölecekti,korkmamaya çalıştı.. "ya o değilse?" diyen sesi içinin en uzak yerine kovdu.. "ya oysa ve dönüp baktığında kaybolursa?" diye bir cevap geldi içinden,sesleri kovmaktan vazgeçti.. gözlerini kapattı,ağır,ağır arkasına doğru döndü,yavaşça açtı gözlerini,evet oydu,karşısındaydı,kaybolmamıştı,işte buradaydı o,kendiside buradaydı. vuslat buydu,işte ayrılık bitiyordu,duaları kabul olmuştu işte...   o ne yapacağını bilemez halde bekleye dursun,güzeller güzeli kadın tebessüm ederek yüzünü aşığa dönmüştü bile.. nihayet mahcup yüzünü yerden kaldırıp sevgilisinin yüzüne bakan aşık,büyük bir şaşkınlık içinde,elinde olmadan kekeleyerek sordu ;
_sen... sen... sen körmüydün??
som altından bir heykel gibi oracıkta dimdik duran kadın,bütün asaletiyle,aşığını incitmemeye çalışarak konuştu ;
_senin adın ne?
_sev... sevdicek!
_sen buraya nasıl gelirdin sevdicek?
_yü.. yüzerek gelirdim.
_artık yüzme sevdicek
_.......
_sabahı bekle,aşağıdaki köprüden yürüyerek gidersin sabah olunca
_......
_seni buraya getiren benim aşkımdı,şimdi ise kör olduğumu biliyorsun..
_şey...
_artık yüzme sevdicek!!
      adam oracıkta bayılıp kalmıştı.. gözlerini yeni açtığında güneş yeni doğuyor,ırmak isyan şarkılarının birini diğerine ekliyordu.. gözlerini ovuşturdu,geceyi düşündü..neler olduğunu,kadını,aralarında geçen konuşmayı tek,tek hatırlamaya çalıştı, beyni zonkluyordu,ayakları bedenini,gövdesi kafasını taşıyamıyordu. ayağa kalkacak oldu,yere yığıldı. son bir gayretle doğrulduğunda tek bir söz,gittikçe büyüyerek beyninde yankılanıyordu..
ARTIK YÜZME SEVDİCEK!! ARTIK YÜZME SEVDİCEK!!
 bu söz dün gece,sevgili,bir titreme aldı bütün vucudunu.. hıçkıra,hıçkıra ağlayarak koşmaya başladı,herşey bir uğultu halinde haykırıyordu "artık yüzme sevdicek..artık yüzme... !!!!"
elleriyle kulaklarını kapatmaya çalışırken "hayıır!!" diye bağırdı ve yığıldı kaldı..
 
yüzmeyi bilmiyorduki sevdicek,hiç öğrenmemişti yüzmeyi.. ve bu ırmağın kenarında,bir akşam vakti arkadaşlarıyla şakalaşırken sol gözünü kaybettiğinde küçücük bir çocuktu sevdicek............
SERDAR TUNCER

"EY İMAN EDENLER YAHUDİ VE HRISTİYANLARI DOST EDİNMEYİN"(maide;51)

"VE SAKIN ZALİMLERE MEYLETMEYİN YOKSA ATEŞ SİZE SIÇRAR"(hud;113)
 
Medine valisi haber gönderdi harabe misali evde oturan yeni gelen üç gence ;
_"güzel bir ev verelim sizin gibi kıymetli gençlere?"
cevap verdi üç genç yabancı ;
_"yok yalan dünyada yeter burası bizlere!!"
 
osmanlı padişahı öteki taraftan hiç duymadığı bir dehşetle uyandı uykusundan,bir anlam verememekle yüreği çıkacak gibi binbir dehşetle nefeslerini alıyordu.. hemen haber ve emir verdi ;
_"hazırlanın medine_i münevvereye gidiyoruz"
yolculuk boyu düşündü koskaca medine... ve üç genç.. kulaklarında çınladı hasret kaldığı ses ;
_"çabuk gel beni parçalayacak şu üç genç"
buyurmuştu canlar canı rasulallah sav ve hayal meyal üç gencin suretlerini göstermişti.. medine'ye geldiler haberler salındı,medine osmanlı padişahının gelmesiyle çalkalandı ve tellallar bağırmaya başladı ;
_"yarın osmanlı padişahımızın ziyafeti var ravza'da,herkes kesin davetli,girenler cebrail kapısından bizzat alacaklar yemeklerini osmanlı padişahından"
ancak böyle görebilirdi osmanlı sultanı üç genci..sabah doğmak bilmedi padişaha,geç kalmışmıydı acaba?nasıl,kim yapardı bunu alemler sultanına?? bu düşüncelerle uzandı,kalktı ve vardı cebrail kapısına.. koskaca medine ravzada,yemeğini padişahtan alan giriyor ravza'ya.. saatler geçti,yemekler yendi,sokaklar boşaldı heyhat! üç genç yok,bir yanlışlıkmı var acaba? padişah valiye döndü ;
_"tüm medine burdamı,hepsi bu kadarmı?"
vali hiç ayrılmadı padişahtan,gördüğü telaşın sırrını umuyordu her an ;
_"devetlü sultanım evet hepsi burada,yanlız ortalığa pek çıkmayan üç genç var ki ; gıybet,malayani korkusuyla karışmazlar topluluğa,geceleri evlerinde değil baki mezarlığında uyurlar ölümü akıllarından çıkarmaktan korkarlar,ayet,hadistir kelamları bizlerle pek konuşmazlar,tüm medine razıdır onlardan..."
diyerek meziyetler över üç gence,padişah hiddetlenir ve döner valiye ;
_"şu ayet,hadis dışında konuşmayan üç genç okumazmı "allaha,rasulüne,başınızdaki ülül emre (emir sahibi,başkanlara) itaat edin" ayeti kerimesini? hemen emir verin ve ayeti kerimeyi okuyun şayet gelmemekte direnirlerse"
diye emir verir.. vali bir grubu onlara gönderir,çok beklemezler,nihayet hayal,meyal hatırlanan üç genç gerçek cisimeriyle karşısındadır padişahın.. sessiz yemeklerini alıp otururlar padişahın yanına.. uzuun sohbet ederler padişahla,uzak memleketten medine sevdasıyla düşmüşlerdir kavurucu yollara,ilmin yuvasıdır,canlarının can şehridir medine,heleki baki mezarlığı yeter gelmelerine.. akşam herkes kendi yoluna düşe dursun,üç genç baki mezarlığına,padişah tebdili kıyafet,bir kaç adamıyla onların harabesine doğru ilerlemekte.. aranır harabe ve nihayet ravzaya dönük bir tünel bulunur,bizzat girer osmanlı padişahı ve tam üç metre.. üç metre vardır nebiyyül eflakın kabri şerifine.. yakalanır üç genç ve anlatılır herşeyin aslı..
 
rasulallahı sav zehirleyen yahudi kadının torunları yahudi milletindendir üçü,hayatında allahın parçalatmadığı mübarek bedeni parçalama peşindedirler,allahın himayesinde olduğu anlamayacak derecede,kinin öfkesiyle başlamışlardır işlerine,acele etmek niyetiyle insanlara karışmamayı takva olarak göstermişler,kendilerini medinenin güveni haline getirmişlerdi..
 
peki ya baba katilini ömrünce unutamayan,dünya zenginide olsa asla yanına yanaşmayan bizler.. ne kadar çabuk unutuyoruz,nede çok yanaşıyor,nede çok özeniyoruz canımızın canı rasulallahı sav zehirleyen,parçalamaya çalışan yahudi toplumuna? yiyeceklerini nede rahat yiyiyoruz,korkusuzca.. "almayı,para vermeyi boykot ediyoruz,yemeyi değilkii??" diyip nede rahat boğazımızdan geçiriyoruz zehirli eti pişiren yahudinin mallarını.. ne kadar nefret ediyoruz,ne kadar destek oluyoruz? birtek alış,satışı boykot ederek kendini önleyebilirsin,ancak hala yiyiyorsan şunu bil yerken alan kişiye ne kadar destek oluyorsun,ne kadar örnek oluyorsun??nefsini önleyemeyen sen,karşındakinin nefsinde bir etki bekleme?? ve eline aldığın zaman boykot malını yanından ayrılmayan,gözetici kılınan,şehadeti elindekinin sahibinden olan rasulallahı düşün..
VE ŞİMDİ YUTABİLİRSİN ELİNDEKİNİ!!!!

UHUDDA HAMZA OLMAK!!!

"uhud bizi sever,bizde uhudu severiz.."
seni seviyoruz!!
uhudu seviyoruz!!
uhudun sahiplerini seviyoruz!!
uhudu sevenleri seviyoruz!!!
uhudun duyduğu feryatları duyabilseydik,ah ne olurdu? yada ben size uhudda inleyen nağmelerden bir kısmını duyurabilseydim!! uhudda ağlayan peygamberin sav sesini duyurabilseydim!! uhudda akan gözyaşlarından söz açmam mümkün mü? kelimeler yetermi bu bahsi tamam etmeye? uhudun ağzına kulağını versen neler işiteceksin? yüreğin yetermi uhudun söylediği sesleri tutmaya? uhud yürüyüşüdür insanlığın çilesi...uhud yürüyüşüdür insanlığın serüveni.. uhudu kalbinde taşıyan her sine,bir uhuddur aşamadığımız.. bir uhuddur her akşam sınandığımız kalbimiz.. uhud bir ümmet olur işin sonu,ahdimizi orda tamamlarız.. eteklerinde durmuş mü'minlerin sessiz çığlığıdır... sessizce semaya dönen gözlerin beklediği muştudur uhud... selamına karşılık bekleyen harfsiz gönüllerin sığınağı... dertliyiz uhudda,iyice gurbetliyiz,yetişemedik.. alıp başımızı asırlara çarpa,çarpa koşamadık... bu gün birer suçluyuz uhudda.. "gel" deseydin koşabilirmiydim?? çağırsaydın eteklerine düşermiydi başım ey uhud?
şu bulut uhudu görmüşmüdür?
şu gök,şu vaha cebrail ile görüşmüşmüdür?
şu taş sessiz bir ana ermişmidir uhudda?
cenneti uhudda bulan sahabelerden sor,uhudsuz cennete girmişmidir? uhudun sırlarınımı söyler gecelerde esen rüzgar? uhuda habermi getirir sema'dan akan yıldızlar?
uhud! ey uhud!!
kerbela'dan haberin varmı? bela üstüne inen bela'dan haberin varmı? her baş üstünde kopan fırtınadan haberin varmı? hangi uhuda düştün sen? seni bekleyen beladan haberin varmı? şuheda mahşeri her yer,ey yer!! hz hamzadan ra haberin varmı? üst üste inen darbelere karşı duracak kaç hamza büyür safiyenin kucağında?? kaç hamza bekler asrın garibi mezarında?
EY üçyüz seneden sonraki yüksek asrın arkasındaki,gizlenmiş ve sessizce nur'un sözünü dinleyen,gaybi bir nazarla bizi temaşa eden saidler,hamzalar,ömerler,osmanlar,tahalar,yusuflar,ahmedler ve saireler!!
Sizlere hitap ediyorum! başlarınızı kaldırınız "saddakte" deyiniz ve böyle olmak sizlere borç olsun.. şu muasırlarım varsın beni dinlemesinler..
Tarih denilen mazi derelerinden,sizin yüksek istikbalinize uzanan telsiz telgrafla konuşuyorum! ne yapayım,acele ettim,kışta geldim.. sizler ; cennet-asa bir baharda geleceksiniz..şimdi ekilen nur tohumları,zemininizde çiçek açacaktır..biz ; hizmetimizin ücreti olarak sizden şunu bekliyoruz ; mazi kıt'asına geldiğiniz vakit geçmek için maziye,mezarımıza uğrayınız.. o bahar hediyelerinden bir kaçını,kemiklerimizi misafir eden hor,hor kal'asının başına takınız. kapıcıya tembih edeceğiz bizi çağırınız.. mezarımızdan ; HENİİ EN LEKUM sadasını işiteceksiniz..
kaç hamza bekler nur kavminin seyyidi toprağında?
içinde yaşadığımız günlük hayat her yönüyle bir meydan savaşını andırmaktadır.. günümüz "avucunun içinde kor parçası taşır gibi" imanını taşımak zorunda olan insanların dünyasıdır.. ölümlerden ölüm beğenerek değil,günahlardan günah beğenerek yaşamak zorunda kalacağımız nice asırlar var önümüzde.. bir ömür ister bizden zaman. "al şu canımı bitsin bu imtihan" dersen kabul etmez! hergün sınanırsın ısırıcı günahların,hain tuzakların,azgın şehvetlerin,medeni usullerin,kaypak zeminlerin ortasında. farkındasın bütün bunların, bir günahta bir sevaptasın!!
FARKINDASIN yine sen,bir hamzasın herşeye rağmen! her gece yenilenirsin,yeni bir sensin! sen bir hamzasın! uhudun zirvesinde duran hamzayı unutmayacaksın! hergün biraz daha yükseklere tırmanacaksın! umutla,tevbeyle,duayla! ilk nefeste tükensende dayanacaksın! kardeşelrim diyeceksin kardeşlerin ellerine düşeceksin! sıklaşan omuzlarda birliği arayacaksın! günahsız eller sana uzanacak,hamzaya yürüyüşün devam edecek! sen hamzalanacaksın! dayanacaksın! sen bir hamza olacaksın,kazanacaksın! gönlünü uhuda vereceksin,uhuddan gönüller bulacaksın! kim bilir? belkide..canlar,cananlar feda edilen yüce,yüce gönüller sultanının "kardeşlerim" buyurduğu kafile içinde sen'de olacaksın!!
umut zümrüdü ankamızın yuva yaptığı yüce zirveler seni bekler..hamzalar,ebu dücaneler,enes bin nadrler günlük hayatımızda yeniden destanlaşmalı,hayal ve hatıramızı yeniden onlarla paylaşmalıyız..
sahte hayatların,yalancı kahramanların,yağmalanmış kavramların,içi boşaltılmış aşkların yerini,insana has,safi güzelliklerin sahipleri olmalı...
sen bu sürece katkıda bulunmanın yollarını aramalısın.. güzel ahlakımız gibi güzel kavramlarımızda bize küsmesin..
Leyla bize küsmesin!!
"iyi insanlar iyi atlara binip gittiler" sözüne " "iyi kavramlar,iyi insanlarla birlikte gittiler" sözü kafiye düşmesin!! arap atlara binmiş iyi insanlar iyi kavramlarla birlikte uhuddan geri gelsin!! ferayat gelsin içimize,dostluk gelsin geriye,umut hayat bulsun,cennet yeniden göz kırpsın bize uhudun yamaçlarından!!
EN ÖNEMLİSİ İNSAN GERİ GELSİN!!
"HOŞÇA BAK ZATINA,KİM ZÜBDE_İ ALEMSİN SEN" denilen insan..
"hayatım ancak cennetin peşin bir bahası olabilir,ona feda olsun" diyebilen insan!!
sonra "hürriyet" geri gelsin!! bütün esareti reddeden hürriyet!!  "bir tek allaha kul olduk ne nefse,ne şeytana,ne başka bir insana yok bizde temenna" diyebilen hürriyet!!
sonra "fedakarlık" insin semadan bir tek gaye için.. yorulmadan,gevşemeden,unutmadan,usanmadan fedakar olmak..
leylayı geçmek,zevk-ü sefa'yı geçmek.. mülke süleymanda olsan,mısırda gedada kalsan,hedefi unutmadan son nefesi en son koşuda vermek!!
EyY hamza yolcusu! kendin gibi hamzaları ara!
uhudun sesini dinle!
cennet kokusu aldığın yere dön!
seni çağıran sese kulak ver "müjdeleyen ve azabı haber veren"!!
uhuddan sana uzanan bir el bul!
SENDE BİR UHUDLU OL!!!  
(RAMAZAN BALCININ KİTABINDAN ALINTI)

NEY VE İNSAN

bir gün rasulallah sav hz ali ra ile sohbet ederken,kimseye anlatmaması şartıyla ona ilahi aşkın sırlarından bahsetti.hz ali ra efendimiz sav den öğrendiği sırlar altında adeta ezildi,taşıyamaz olduğu hal onu alır,medine şehrinin dışına kadar götürür..ne zamandır yürüdüğünü bilmediği halde yolu suyu çekilmiş bir kuyuya varır..gönül dünyasına akmaya devam eden ilahi sırlar benliğine sığmaz olduğunda,hz ali dayanamaz artık,feyiz ve muhabbetle bezenmiş duygularını kupuru bir kuyuya döker.hz ali nin dilinden dökülen sırların güzellikleriyle dolan kuyuda coşarak deruni bir heyecanla sel olur taşar..taşan suların bereketiyle kuyunun etrafında bir,bir kamışlar boy verir...
aradan günler geçer ve kuyunun başına bir çoban gelir,kamışlardan birini keser.kestiği kamışın gövdesine çeşitli yerlerinden delikler açar,sonra dudaklarını götürüp üfler.çoban nefesini verir vermez,kamiştan aşıkane inleme ve feryat sesleri yükselmeye başlar..kamış her işiteni hayran bırakan seslerle birlikte ününüde yaymaktadır..efendimiz sav kalbe vecd ve heyecan veren bu sesleri duyunca işin aslını anlar,hz ali ra yı çağırıp "sana açıkladığım sırrı açıkladınmı?" diye sorar,,hz ali ra "evet ya rasulallah sav!o yüce sırrı kalbime sığdıramadım,suyu çekilmiş bir kuyuya söylemeye mecbur kaldım" diye cevap verir..
mevlananın aktardığı bu hikayeye göre o kuyunun etrafında boy veren "ney" diye bilinir..
 
mevlana insanın ruhlar aleminden uzak kalan ruhunun böylece feryat ettiğini anlatır ve NEY İLE İNSAN ı birbirine benzeten türlü hikayeler anlatılır...
 
artık kendimden bir şeyler eklememi tavsiye eden,hatta tavsiyeden ziyade sitem eden fatihin sevdalısı ablam..yapamam ya,bayram hocamın buyurduğu gibi "bizlere düşmez büyükler varken" yazarız ancak öncelik onlarındır...ama yorum yaparım uzun süren,hadi yorum içeriye ;))

YANLIZLIĞA ALİŞMALI İNSAN

 

 
Bavulları hep toplu durmalı insanın...
Bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı...
Tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vaz­geçmeli...
İhanetlere, terkedilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı...
Yalnızlığa alışmalı...

*  *  *
Çünkü "omuz omuza" günlerin vakti geçti. Dayanışma... günümüz borsasının değer kaybeden hisse senet­lerinden biri artık...
Bireyin keşif çağı, geride kı­rık dökük yalnızlıklar bıraktı.
Terörün bile bireyselleştiği çağdayız. Zaman, birlikten kuvvet doğurma zamanı değil; zaman, tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır.

*  *  *

İşte o yüzden alışmalı yalnız­lığa...

Sokaklar dolusu ıssızlıkla başbaşa yaşamayı göze almalı insan... Güvendiği dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı... Hüzünlü bir şarkıyla paylaşı­lan gecelerde başım dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli... Sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı...

Romanlardan yalnızlığı yücelten paragraflar asmalı evin en görünür duvarlarına...
"Yalnızlık paylaşılmaz/ Paylaşmılsa yalnızlık olmaz" dizeleriyle başlamalı güne...                         
Telesekretere "şu anda size cevap verebilecek kim­se yok" denmeli, "... belki de hiçbir zaman olmaya­cak..."                                                     
Cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı... 

 *  *  *         

Oysa sessizlik haksızlığa alkıştır.
Haklılığın onuru yaşatır insanı... Susmanın utancı öldürür.
O yüzden en sessiz gecelerde ''doğruydu, yaptım"la teselli bulmalı insan...
Feryada komşuların yetişmemesine, soğuk duvar diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı... Kendiyle he­saplaşmaya çalışmalı...
Gece yastıkla ağlaşmaya, sabah aynayla gülüşmeye, kendiyle hüzünlenip, kendiyle keyiflenmeye hazır ol­malı...
Hep başını alıp gidebilecek kadar cesur, ama hep kalıp savaşacakmış kadar gözüpek olabilmeli...
Sessizliği, sese dönüştürebilmeli... 

*  *  *

Ve sırt çantasını her daim hazır tutmalı insan...

Yollarla barışmalı...

Yalnızlığa alışmalı...

Can dündar

şüheda_issalihiinden hocam

 

 

 
allahı unutmadan yaşayanları allahta unutmaz ve unutturmaz..kibrit_i ahmer misali her söyledikleri ve yaptıkları mücevher kıymetinde oluverir..ve zaman;onlarla övünür diğer zamanlara..toprak;onları bağrında barındırır,solmayan güller gibi ebed gününe kadar coşkuyla..
yıldırım süratiyle yaşarlar,yıldırımların yapamayacaklarını yaparak kısacık mevsimlerde..kefen bile almazlar yanlarına;aşk şehitleri Hakka giderken sevdiklerinin omzunda.hüzünle yaşadıkları hayatı hediye ederler bizlere dualarında ve biz.."amiin" deriz yetim çocuklar gibi başımız yerde... 
kelimeler karanfil renginde,yapraklarkanlı kefen şeklinde kucaklaşırlar,hatırasını yad etmek için şehidin..satırlara misafir olur söylenmiş ihlaslı sözleri ve bal tadında sohbetleri..tarih olur,kitap olur,şiir olur,dertlere derman olur,karanlıklara ziya,hastalara şifa olur..
keşke O olsaydı yanımızda hatıralar yerine..ne çare kadere mahkum insan yanlızlık denizinde..
yetim kalan sözcüklerini merhamet mürekkebiyle kalemim sizin için yazdı ağlayarak;
"şehitler ölmez,gelin bizde ölmeyelim" diyerek..

mahmut erenin hızır efendi kitabının takdimi..o kadar yazdık hızır hocamızdan birde kısaca anlatalım istedim,inşaallah muvaffak olmuşuzdur..

SONSUZLUK KERVANI

 
sonsuzluk kervanı peşinizde ben;
üç ayakla seken topal köpeğim,
bastığınız yeri taş,taş öpeyim..
bir kırıntı yeter kereminizden,
sonsuzluk kervanı peşinizde ben...
gidiyor,gidiyor nurdan heykeller
ufuk önlerinde bayrak kulesi,
bu gidenler altun kol silsilesi,
ölçüden,ahenkten daha güzeller,
gidiyor,gidiyor nurdan heykeller...
sonsuzluk kervanı istemem azat,
köleniz olmakmış gerçek hürriyet,
ölmezi bulmaksa biricik niyet,
bastığınız yerde ebedi hasat,
sonsuzluk kervanı istemem azat...

GÖNLÜM UÇMAK İSTERKEN SEMAVİ YÜKSEKLERE,
AYAĞIM TAKILIYOR YERDEKİ GÖLGELERE....
 
ÜSTAD ; NECİP FAZIL KISAKÜREK
 
(sizce kim bu,üstadın anlattığı sonsuzluk kervanı???)

AJANDADAKİ KİŞİSEL BİLGİLER

GENEL BİLGİLER ;
 
ADI :z........... 
SOYADI :gültekin
 
ADRES :sultan çiftliği
 
ŞEHİR :istanbul
 
TEL :bakır,tel,çingo,kalay
 
PASAPORT NO :kapıda bekliyor
 
ŞAHIS SİGORTA NO :yaradana yapılmış
 
ŞİRKET TEL :letaifler aslın aslına ulaştırır
 
 
TIBBİ BİLGİLER :
 
KAN GURUBU :hassas kan taşır,her kelepirci kullanamaz
 
KAZA ANINDA ARANACAK KİŞİ :rahmet melekleri
 
ADRES :edirne kapı şehitliği inşaallah
 
BANKA :hiç sevmediği mekanlardan
 
HESAP NO :kıyamette belli olacak
 
KREDİ KARTI :kredi almaz,vermez,bunuda bir şey saymaz..karz-ı hasenle çalışır,müslümanlar böyle alışır,rabbinede kazançla kavuşur inşaallah
 
ARABA :sekiz ayak
 
RUHSAT NO :dört omuz
 
EHLİYET NO :iki tane,tabuta kol
 
AVUKATI :tevekkülü
 
ACİL DURUMDA ARANACAK KİŞİ :gölgesi..oda ele geçerse..


merhum hızır hocamızın ajandasındaki notlardı,latifelerle doldurmuş ;))